Yazar - Detay - Üst

Mustafa Aydın

Mustafa Aydın

13 Mart 2017 Pazartesi 09:13:41

289 kez okundu.

Yazarın Biyografisi Yazarın Diğer Yazıları

            Varlık insan merkezli yaratılmıştır. İnsan kelimesi muhteva bakımından dolu bir kelimedir. Sadece erkeği, beyazı değil, kadını ve siyahı da bağrında taşımaktadır. İnsanı tanımadan, diğer kavramları tanımak mümkün değildir. İnsanın yaratılışı, amacı, özgürlüğü, artı ve eksi yönleriyle insan tanınmalı ki diğer şahsiyetleri ve kurumları tanımak mümkün olsun.

            Hiçbir kurum insandan bağımsız düşünülemez. İnsanın kulluğu gibi kurumların da kulluğu vardır, hatta insanın ilahlaşması gibi kurumlar da ilahlaşabilir. Bu sebepledir ki insanı kurumların gölgesinde değil, kurumları insanın gölgesinde tanımlamalı ve tanımalıyız. Günümüz dünyası insanı madde ve menfaat merkezli olarak sınıflandırmıştır.

            İnsanlığın ilk müesses nizamı “ailedir”. İnsan cennette iskân edilirken de ailece bulunmaktaydı. Cennette iskân emri, yasak ağaca yaklaşmama nehyi, elbiselerinden mahrumiyeti, cennetten çıkarılışı ve günahlarına tevbesi hep ailece olmuştur. Biz Âdem’i tanırken, Havva’sız düşünemeyiz.

            İnsan ilk yaratılışın da anne ve baba da değildi. Bu ismi ona bahşeden vesile çocuklardır. Anne baba olma yetenek ve kâbiliyetini ihsan eden Allah’tır. Allah (cc) ise her türlü yaratmaya kâdir dir.

            Hakları ve sorumlulukları bildiren Allah’tır. Kimin kimden üstün olduğu ancak İlâhi bilginin mahiyetindedir. Bununla beraber güzel ahlâkın gereği olarak yaratılmışlar arasındaki denge ve fazileti de dinimiz öğretmiştir.

            Dinin iman yolundaki en temel isteği, “şirksiz” bir imana sahip olmak ve korumaktır. Yaratanın isteği “şükürdür”. Kur’an’ın öğretilerinde ki haklar, saygı duyulması gerekenden evvel, emri verene saygı duymak esasına dayanır. Önemli olan emri veren Allah’ın talimatıdır ki, emrin uygulanması istenenin hakkı ikinci plandadır.

            Türkçe olarak anne ve baba diye ifade ettiğimiz kavramlar, Kur’an’ın lisanında ikisi bir arada olarak, ebeveyn ve vâlideyn şeklinde yazılmıştır. Ayrı ayrı isimler olarak anılmanın dışında, ikisinin tek kelimede tesniye biçiminde yazılması ne kadar güzeldir Elhamdülillah. İki baba ve iki anne gibi manalandırılmışlardır. İkisini birbirinden ayırmak mümkün değildir. Ebeveyn de sanki anne de baba makamına çıkarılmış, vâlideyn de ise baba, anne konumunda gibi gösterilmiştir.

            Âdem ve Havva’nın anne ve babası olmadığı gibi, İsa peygamberin de babası yoktur. Bununla birlikte her anne babanın da çocuğu olmamaktadır. Dilediğine dilediğini veren O olduğu gibi, kimine kız, kimine erkek ve kısırlık veren de O’dur. Bazen de bir anneden birden çok çocuğun aynı anda doğduğunu unutmamalıyız.

            Bu konumuz da ne anne babanın çocuk üzerindeki hakkını, ne de çocukların hak ve sorumlulukları üzerinde duracak değiliz. Başka bir boyuttan meseleyi ele almaya çalışacağız. Ebeveyn ve evlat olmayı kul olma şuuru içinden görmek niyetindeyiz.

            Kimse kimseden güzellik beklemeden evvel, kendine düşen vazifeyi yapıp yapmadığını tefekkür etmelidir. İyi baba, anne ve evlat olmak aslında iyi kul olmak demektir. Kulluk şuurunu unutarak, ne ebeveynin ne de evladın güzeli olmak mümkün değildir. 

            Her insan gibi ebeveyninde Sâlih olanı ve olmayanı mevcuttur. Anne baba olmanın hakkı sınırlıdır. İtaatteki sınırı aşmak, “şirke” kapı aralamaktır. Ebeveyn ilişkileri tevhit sınırı içinde olmalıdır. Ebeveyne karşı sorumluluklar ikiye ayrılır. Biyolojik ve itikâdî saygıdır. İmandan nasibi olmayana yapılacak saygı sadece onların biyolojik bedenlerine saygı ve ilgidir. Onların batıl inanç ve talimatları, emri hakka mutabık ve muvafık değilse, onlara itaat asla helal değildir.

            Ata ve ana vardır ki hak yolunun yolcusudur, ata ve ana vardır ki şeytanın yolunun rehberidir. Hiçbir evlat- İbrahim as gibi- babasını, hiçbir baba da –Nuh as gibi- evladını Allah’tan gelecek hiçbir şeyden koruyamaz. Sorumluluklar şahsidir. Hatta karı koca da birbirlerini azaptan kurtaramazlar Ahiret gününde.

            İnsanın anne babasını ve evladını iman sınırları içinde sevmesi gerekir. İmana rağmen sevmek, sevene de sevilene de zarar verir. Sevgiyi vereni unutarak, muhataba sevgi beslemek, nimeti verene değil, nimete teşekkür etmeye benzer. Gerçek sevgi ve teşekkür ancak ebeveyni ve evladı ihsan edenedir. Sevginin kaynağı Allah olmadıkça, o sevgi bereketsizdir.

            “O ne doğurdu, ne de doğruldu”   ihlâsını insan bilmedikçe, doğan ve doğurulanlara tapmak suretiyle onları putlaştırarak kendini şirke düşürmüştür. Doğmak ve doğurulmak Yaratan’ın değil, yaratılanın vasfıdır. Doğurmak ve doğurulmak insanın dışındaki canlılarda da mevcuttur.

 

            Ne doğurulan doğuranı, ne de doğuran doğurduğunu kendine kul veya tapınak bilmemelidir. Şirklerden biride ebeveyni putlaştırırcasına kayıtsız şartsız itaat etmeğe ehil görmektir. İster anne ve babayı, isterseniz evladı sevmek hususunda imanî değerleri alt üst ederseniz uçuruma yuvarlanırsınız.

            İnsan vardır evladıyla sınanır, insan vardır ebeveyniyle sınanır. Bu çeşit imtihan zorun zorudur. Ebeveyn kök, evlat ise dal ve meyve gibidir. Her meyvenin görünmese de unutulsa da kökü vardır. Toruna sevgi varsa, evlat sevgisinin mirasındandır. Dede hasreti ise, ebeveynin kökleridir. Dede ve nene, ebeveynin sevgi hazinesi olduğu müddetçe, torunlar da evladın sevgi goncalarıdır.

            İster adı damat olsun, ister gelin hepsi senin yâr’ın ve yakınındır. Senin eşin senin için ne ifade ediyorsa, damat ve gelin de aynı mananın mayasıdır. Her şey yaratanın programı dâhilinde akıp gitmektedir. Değilse bir damla suyun karışımına kim ruh üfleyebilirdi. Toprak ve bedenden ibaret olan vücut, “ruh” ile can taşımaktadır. İnsan saksı değil ki kibirlensin doğan yavrusu sebebiyle, içinde su olmayan toprak ibriğin yerde ki çamurdan farkı var mıdır? İnsan çamurdur,  balçıktır, tın tın eden kurumuş topraktır, ona değer veren ise “ruhumdan üfledim” denilen nefhai İlâhî’dir.

            Netice olarak ne ebeveyn, ne de evlat kibre kapılmamalıdır. Vâlideyni saygı makamında ikinci sıraya koyan Kur’an, evladı da en güzel emanet olarak merhametli kalplerimize teslim etmiştir. Merhamet odur ki, sadece dünyevî değil, aynı zamanda da uhrevî olmalıdır. Gerçek yaşam ahirettedir. Ebeveyn ise doğum teşekkürü için sözü dinlenilen değil, emri İlâhî’nin isteği için saygı ve sevgi duyulandır.

            İhsan denilen murakabei İlâhi, yaratılmışlar da evvela ebeveyne gösterilmelidir. O ihsan ki ebeveynin aleyhine de olsa doğru şahadeti emretmektedir. Şirkten sonraki haramların birincisi, valideynin hukukuna riayet etmemek ve ihsanda bulunmamaktır. Ebeveynden miras almak nasıl bir haksa, senden sonraya kalan ebeveyne de miras bırakmak aynı haktır. Almayı ve bırakmayı emreden de Allah’tır. Şükrün birincisi yaratana, diğeri ise doğumumuza vesile olanlaradır. İster ebeveyne, ister evlada karşı işlenen kusur öncelikle yaratana karşı bir isyandır.

            Mümin o kimsedir ki evladına ve ebeveynine karşı içten dualarını esirgemeyendir. Her nimet ki zamanında kıymeti bilinmelidir. Tevbe etmemiz gereken günahlardan biri de ebeveyn ve evlada karşı işlenen günahlarımız hakkındadır.

            Baba olarak örneğimiz Rasûlullah sav, anne olarak ise Haticetülkübra, evlat olarak Fatımatüzzehra, torun olarak Hasan ve Hüseyin radiyellahü anhüma olmalıdır. Dualı evlat Meryem, mahrum baba Âzer, sabırlı evlat İsmâil, örnek kardeş Yusuf, cesur kız Musa’nın ablası, hayâlı kız Musa’nın eşi, eşlerin mahrumu Nuh’un ve Lût’un eşleri,  tevbesi makbul kadın Âdemin eşi, daha niceleri ve en güzelleri Muhammed Mustafa’nın eşleri ki analarımız, çocukları özellikle Fâtma’sı ve torunları, ayetlerle tertemiz olduğuna şahitlik edilen Hümeyrası olan Âyşe’si ve ilk göz ağrısı Hatice’si olan Ehli Beyti örneklerin örneğidir.

            Yetim Muhammed sav ve öksüz Muhammed sav ebeveynsiz büyüdü fakat en güzel anne, baba ve dede oldu. Örneğimiz o olduktan sonra yolumuz aydınlıktır. O annelere, babalara, dedelere ve hepimize en güzel örnektir. 

            O bize babadan anadan yardan ve evlattan daha sevgili olmadıkça gerçek sevgiyi ne kimseye koklatabiliriz ne de koklayabiliriz. “Anam babam sana feda olsun YÂ RASÛLULLAH”.

Yazar - Detay - Alt
 

KISACA BİZ

Ribat Eğitim Vakfı Adapazarı Şubesi olarak 1995 yılından beri sevgili hemşehrilerimize hizmet etmek çabasındayız. Kadın, erkek ve çocuklar olarak tüm aile fertlerine eğitim, kültür ve sosyal konularda programlar düzenlemekteyiz. Maddî ve manevî yönden katkılarda bulunmaktayız.

HIZLI İLETİŞİM

Adres: Kemalpaşa Mah. 340.Sok. No:57 Serdivan

Telefon:0 (264) 277 19 46

E-Mail: adabulteni@adabulteni.com

HARİTADA DERNEĞİMİZ

Derneğimizin haritadaki konumu aşağıdaki gibidir.