Yazar - Detay - Üst

Emine Atlı

Emine Atlı

13 Mart 2017 Pazartesi 09:10:04

501 kez okundu.

Yazarın Biyografisi Yazarın Diğer Yazıları

İnsan bu ya bir günü değerine eşit değildir, olmamalı da zaten. Zira peygamber efendimiz “Bir günü diğerine eşit olan ziyandadır.” Buyurur.

Bize verilen nimetlere karşı emanet bilincini kaybedip sahiplenmeye başladığımızda ya da günlerimiz sıradanlaşıp monotonlaştığında bizi kendimize getirecek rahmet tokatları birer sıkıntı olarak hayatımızın yüzüne şaklayabilir. Biliyoruz ki bu dünya oyun ve eğlenceden ibaret değildir elbet.

Zaman zaman insanoğluna çeşitli sıkıntılar isabet eder. Bazı sıkıntılar görünüşte öylesine belirgin öylesine ağır olur ki insanın beli bükülür, aklı durma noktasına gelir. Bazı sıkıntılarda belirsiz hissedilmeyen hafif gibi zannedilip dikkate alınmayan sıkıntılardır.

      Derdi olan mümin hemen Rabbine iltica etmezse bu yükün altında ezildikçe ezilir. Fakat Rabbine müracaat ettiğinde Yaradan ona “la yukellifullahu nefsen illa vusaha (bakara 286) Allah insana kaldırabileceğinden başkasını yüklemez” diye seslenir. Göğsünün daralıp dünyanın tüm genişliğine rağmen sana dar gelmeye başladığında ise Asrı Saadet’ten kesitler gelir aklına. Kab bin Malik ve arkadaşlarını hatırlarsın, bir anlık gafletin sonucu 53 gün süren ızdırap ve bağışlanmayı. Ve Rasûlü düşünürsün;  Nübüvvet pınarının akmasını engelleyen çalı çırpıyı ve her engeli kaldırmada yardımcı destekçi, amca Ebû Talib’i kaybetmenin verdiği acıyı, bir dağ gibi sırtını verdiği, bunaldığında ulu bir çınar gibi gölgesinde serinlediği, başının omuzuna yasladığı kara gün dostu,  maddi manevi ilk destekçisi, sevgili Hatice (ra)’yi kaybetmenin verdiği yalnızlığı ve hüznü hatırlayıp, Rabbimiz kâinatı uğruna yarattığı sevgilisini ne imtihanlardan geçiriyor diye düşünüp, imtihanın imanının gücüyle orantılı olduğunu anlarsın. Geçmiş peygamber ve toplulukları hatırlayınca “Rabbim bizden öncekilere yüklediğin gibi bizlere de ağır yük yükleme” ayeti dökülür dudaklarımızdan. İnşirah Sûresinde “Her zorlukla beraber bir kolaylık vardır” ayeti Hızır gibi yetişir sana. Duha Sûresi ise “Rabbin seni terk etmedi” diye başlayarak Rasûlün gönlüne su serptiği gibi bizi de teselli eder. Gönül yaramıza merhem olur.

      Sıkıntının en zorlu anı onunla ilk kez karşılaşılan andır. Sabır ise musîbetin ilk anında olan sabırdır. İkinci gün ilk günden daha hafif, üçüncü ise ikinciden de hafif olur, kabullenmeye başlarsın. Bu, sıkıntıyı tabi doğru şekilde algılayanlar için böyle seyreder. Bu, imtihanı kazanma yolundakilerin sürecidir. Yoksa imanı zayıf, izanı zayıf kişiler için tam tersi olma ihtimali yüksektir. Her gün bir öncekinden daha ağır olabilir. Ve sonunda ya aklına ya canına ya da başkalarına zarar verme noktasına da gelebilir. Bu ise imtihanı kaybetmenin bir örneğidir.

      Zorluk ve sıkıntılar insanın önüne iki seçenek koyarlar. Birincisi isyanı ikincisi ise tevekkülü gösterir. İmanı bütün inancı sağlam temeller üzerine dayanan kişi elbette ikinci seçeneği görür ve;

(“Hasbinallâhü ve niğmel vekîl veniğmel mevlâ veniğmen nasîr” Allah bana yeter, o ne güzel vekildir ne güzel yardımcıdır.) Der. 

      İmanı pamuk ipliğine bağlı olanlar ya da Kur’an’i bir misalle imanı örümceğin evi gibi zayıf olan kimse ise tabii ki isyan yolunu seçecektir. Neden? Niçin? Ben bunu hak etmedim, neden benim başıma geldi, niçin bunu yaşamak zorunda bırakıldım? Der. Olaylara ben merkezli bakmak suretiyle olayın çözümüne değil de daha da çıkmaza girmesine vesile olur. Ve kendini de etrafındakileri de harap eder, zira bazı sıkıntılar görünüşte bizden değil de birilerinin eksikliği, aksaklığı, kendini bilmezliği, umursamazlığı ve sorumluluğunun bilincinde olmayışından kaynaklanmış olabilir. En çokta insanın canını sıkanda budur. Özellikle mükemmeliyetçi tipler bunu asla kabullenmezler ve sıkıntıları bir kat daha artar. Tevekkülü ve Allah’a teslimiyeti şiar edinen mümin ise sıkıntıya düşünce “Allah’a teslim oldum” der ve bu sıkıntıların onun Cennet yolu üzerine konulmuş engeller olduğunu anlar bu engelleri kendini yıpratmadan, en kolay şekilde nasıl kaldırabileceğini düşünür. Sorunu çözme yolunda araştırır, sebeplere sarılır, hislerinden sıyrılıp mantıkla hareket eder, bu süreçte Rabbinin yardımlarını fark ederek yapması gerekenleri yapar. Ve Rabbim her şeyi görüp gözetendir, eğer O müsaade etmezse bir yaprak dahi kımıldayamayacağına göre beni bununla karşılaştıran yine O’dur, der ve sonucu O’na havâle eder.

      Başta da belirttiğim gibi farkında olunmayan, önemsenmeyen, dikkate değer bulunmayan bazı imtihanlarda vardır ki daha tehlikeli ve kazanılması daha zordur. Bunlarda eş, evlat, mevkî, makam, para, şöhret gibi farkındalık ve şükür gerektiren durumlardır. Yani mihnetle değil de nimetle imtihandır. İşte bu durumdaki gaflet hastalığı sinsi, belirtisi olmayan ağrısız sızısız bir tümör gibidir. Sessizce ve gizliden ilerledikçe ilerler ve hayat yolunun sonun da insan anîden ölüm duvarına toslayıverir. Allah muhafaza en kötüsü de bu olsa gerek.  

      Demek ki insan nasıl vücûduna fiziki çekap yaptırıp bütün organlarının sıhhatini kontrol ettiriyorsa, ara sıra ruhunu da Vahiy çekabına sokmalıdır. Acaba rûhum da gaflet bulgusuna rastlanır mı? Rûhî damarlarımda dolaşan iman kanımda düşüklük var mı? Ya da imanıma zarar verecek herhangi bir hastalık mikrobuna rastlanır mı diye Kur’an ve Sünnet laboratuarında tahlil ettirmeliyiz. Her hangi bir bulguya rastladığımızda ise derhal Nübüvvet Eczahânesine baş vurup alacağımız ilaçlarla tedâvi yolunu seçmeliyiz.

      Anlıyoruz ki; sâhip olduğumuz değerlerin Kadr-u Kıymetini hafife aldığımızda, Rabbimiz farkındalığımızı geliştirip arttırmak için bizleri uyarıyor. Ayağımıza batan dikenden duyduğumuz acının dahi bir karşılığının olduğunu düşünüp her halükarda O’na şükretmeliyiz. Düşünüyorum da ya Rabbimiz dua kapısını kapatsa idi hiçbir müdahalede bulunmayıp bizi bize bıraksa idi, dünyamız nice ahiretimiz nice olurdu. En çokta çaresiz kaldığımızda Rabbimize yakın hissederiz kendimizi ve dua kapısının tokmağına dokunur ellerimiz. O’nu sadece darlıkta değil varlıkta da hatırlayanlardan olmamız temennisi ile... 

 

Yazar - Detay - Alt
 

KISACA BİZ

Ribat Eğitim Vakfı Adapazarı Şubesi olarak 1995 yılından beri sevgili hemşehrilerimize hizmet etmek çabasındayız. Kadın, erkek ve çocuklar olarak tüm aile fertlerine eğitim, kültür ve sosyal konularda programlar düzenlemekteyiz. Maddî ve manevî yönden katkılarda bulunmaktayız.

HIZLI İLETİŞİM

Adres: Kemalpaşa Mah. 340.Sok. No:57 Serdivan

Telefon:0 (264) 277 19 46

E-Mail: adabulteni@adabulteni.com

HARİTADA DERNEĞİMİZ

Derneğimizin haritadaki konumu aşağıdaki gibidir.