Yazar - Detay - Üst

Abdussamed Erkan

Abdussamed Erkan

10 Ocak 2017 Salı 09:59:26

335 kez okundu.

Yazarın Biyografisi Yazarın Diğer Yazıları

        

Kültür bir toplumun tarihsel süreç içinde ürettiği ve kuşaktan kuşağa aktardığı her türlü maddi ve manevi özelliklerin bütününe denir. Kültür, bir toplumun kimliğini oluşturur, onu diğer toplumlardan farklı kılar. Kültür, toplumun yaşayış ve düşünüş tarzıdır, hayatı algılama biçimidir.

Kültür milli bir değerdir.Ancak kültürün milli olması içlerine kapanık, diğer kültürlerden kopuk olmaları anlamına gelmez.Rabbimiz (cc) ayetinde “Ey İnsanlar!Biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık birbirinizi tanımanız için sizi milletlere ve kabilelere ayırdık” buyuruyor. Yeryüzünde saf, katışıksız kültür unsuru yoktur. Fransız filozof Alain “ Arslanın vücudu yediği yediği diğer hayvanların vücudundan meydana gelir.Ama arslan her zaman kendisidir” der.

Kültürler birbirinden beslenir birbirlerinden etkilenir ama etkilenme kopyala-yapıştır şekline dönüşürse yozlaşma başlamış demektir.Kültürün yok olma süreci başlamış olur.

Bu yazıda müslümanların özellikle yeni nesil müslüman kuşağın manevi kimliğinin yozlaşmasından bahsetmek istiyorum. Genç nesil metaryalist, kapitalist vs. türlü türlü sistemlerin çürük dişli çarkları arasında sıkışma tehlikesindedir.

Neden gençler? Gençlik insanın hayatının şekillendiği dönemdir. Peygamberimiz (sav) ilk tebliğe başladığında ona iman edenlerin genç kesim olduğunu görürüz. Efendimiz  (sav) “gençler bana iman etti, yaşlılar bana hep muhalefet etti” d,yerek serzenişte bulunmuştur. Yaşlı insanın fikri sabitlenmiştir. Bir insan gençliğinde nasıl bir yol çizdiyse genellikle ömür boyu o yoldan devam eder.İyi bir hatip yalanı öle bir sunar ki anlattığı doğru olarak kabul görür. Günümüzde birçok yanlış, doğru olarak sunulabiliyor. İşte neden geçler dememizin sebebi budur.

Kırgız yazar Cengiz Aytmatov “Gün olur Asra bedel” romanında “mankurt efsanesini anlatır. Efsaneye göre, Kazakistan’ın uçsuz-bucaksız Sarı-Özek bozkırının yerlisi olan Kazaklar, eski tarihlerde, onların su kuyularına ve otlaklarına göz diken Juan-Juanlar’ın zaman zaman baskınlarına maruz kalmaktadırlar. Juan-Juanlar savaşı kazandıklarında, alıp götürdükleri esirlerin bazılarını başka kabilelere satmaktadırlar ki bunlar oldukça şanslı sayılırlar. Çünkü hiç olmazsa, köle olarak da olsa, sağ kalmaktadırlar. Güçlü kuvvetli esirleri ise satmamakta, akıl almaz işkencelerle, hafızalarını kaybettirerek, adeta delirtmekte ve onları, kendilerinin sâdık köleleri olarak en önemli işlerde çalıştırmaktadırlar.

Juan-Juanlar’ın işkencesini dinlemek bile acı vericidir: Önce esirin başını, bir tane bile saç bırakmamacasına tamamen tıraş etmektedirler. Hemen o anda bir deve kesmekte, devenin derisinin en kalın yeri olan boynundan parçalar keserek, kanlı kanlı, esirin tıraşlı başına sımsıkı sarmaktadırlar. Bu işkenceye maruz kalan esir bazen acılar içinde kıvranarak ölmektedir, ölmeyenlerin boynuna, kafasını yerlere sürtmesin diye bir boyunduruk takılmaktadır. Bu haliyle esiri götürüp, çığlıklarının da duyulmayacağı ıssız bir yere, elleri kolları bağlı, aç ve susuz, kızgın güneşin altında günlerce bırakmaktadırlar. Tabi güneşte kavrulan deri kurudukça, kafayı bir mengene gibi sıkmakta, işkence dayanılmaz hale gelmektedir. Fakat işkenceyi asıl dayanılmaz yapan sadece bu değildir. Kafadaki saçlar bir taraftan uzamaya çalışmaktadır. Fakat dışarıya doğru büyüyemediği için, kafa derisinin içine doğru büyümeye çalışmaktadır. Sonunda esir, aklını yitirmekte, hafızası iyice sıfırlanmaktadır. Adeta, içine saman doldurulmuş bir post (korkuluk) haline gelmektedir.İşkencenin beşinci günü Juan-Juanlar gelip sağ kalan esirleri almakta, boynundaki engeli çıkartmakta, kendisine yiyecek içecek vermektedirler. Böylece köle, beden gücünü yeniden toplayıp kendine gelmektedir. Fakat bundan böyle o normal bir insan değildir, o artık bir mankurttur!Bir mankurtu, ailesinden birileri gerek kaçırmak, gerekse fidye vermek suretiyle v.b. geri almak istemezmiş. Çünkü o artık aileden biri değildir, bilakis zararlı biri olmuştur. Hafızası iyice boşaltılan mankurt, babasını, soyunu-sopunu, çocukluğunu v.s. asla hatırlamamakta, hatta insan olduğunu bile bilmemektedir. Yani ağzı var, dili yok. Kaçmayı bilmediği için böyle bir riski de yoktur mankurtun... Sadece karnının acıktığını hissetmekte o kadar... Efendisinin emir ve komutlarına bir köpek sadakatiyle bağlıdır.

Anlatılan hikaye genelde milliyetçilik duygularını artırmak amaçlı anlatılır ama bunu din, dil, tarih, gelenek vb. konularda da örnek olarak sunabiliriz.anlatılan köleleştirme sistemi her ne kadar acımasız ve iğrenç gelsede, günümüze uyarladığımızda ilerleyen teknoloji sayesinde medyanın ve çağdaş! ve aydın! kesimin önderliğinde daha müreffeh bir yaşam uğruna kardeşlerimiz, vatandaşlarımız kimliklerinden uzaklaştırılıyor.

Bugün ülkemizde yayın yapan gazete ve televizyonların çoğu insanları enforme etmeleri gerekirken yozlaşmanın en büyük sebebi olmaktadırlar.Televizyonlarda müstehcenlik, karamsarlık aşılama, özenti yaratma, yanıltıcı reklemlarla tüketimi arttırma, yazılı kültürden uzaklaştırma gibi mahzurları olan yayınlar çoğunluktadır. Çizgi filmlere varıncaya kadar şiddet, yıkma, dökme, ortadan kaldırmanın ağırlıkta olduğu yapımlargençlere 24 saat sunuluyor. Bizler için saygıdeğer bir konumu olan ana, kız kardeş, ve eş olarak hürmet edilen kadın, bir ticari malzeme, bir reklam aracı ve herşeyden daha vahimi cinsi bir obje haline getirilmiştir.

İnternette devamlı olarak cinayet, tecavüz, cinsellik haberleri vererek insanlara iş öğreten haber sitelerini takip eden insanlardan ahlaklı olmasını ve kurallara uymasını beklemek gülünçten de öte bir fantezidir.

Örtünmeyi sadece başı örtmekle sınırlayan ve Efendimiz’in (sav) hadisinde belirttiği “giyinmiş çıplak kadınlar” modanın kölesi olmuşlar. Aynanın karşısına geçip “başörtümü nasıl modelde bağlasam veya hangi renk eşarbımı bağlasam karşı tarafı çarparım” şeklinde düşünen bir zihniyet varsa bu yozlaşma değildir de nedir?

Gençliğimiz kapı komşusundan habersiz ama dünyanın öbür ucundaki insanlarla chat yapıyorsabu sağlıklı bir durum değildir. İkisinin bir arada yapılması elbette arzulanan bir şeydir.Evine otel muamelesi yapmayan bir genç…Anne babasını da dinleyip onlarında isteklerini göz önünde bulundurarak davranış sergileyen bir genç…Ailesiyle, toplumuyla iç içe, ayakları yere basan bir genç…Değerleri , kültürü özümsemiş ancak dünyayı da bilen, dünyadaki değerleri takip eden bir genç…İşte arzuladığımız genç…İşte yetişmesini istediğimiz genç budur.

Yozlaşmanın batıdan geldiği söylenir. Çünkü kopya edilen yaşayış biçimleri hep batı kaynaklıdır. Dilimiz batıdan gelen sözcüklerle bozulmuştur. Moda kavramı da batıdan gelmiştir. Kalp batıdan kurtulup Kur’an’a açılmalıdır.  İlk olarak kalbimizdeki batıyı bir kenarı itmeliyiz. “Önce yüreklerimizdeki Kudüs’ü işgal ettiler/Biz savaşı önce kendimizde kaybettik, kendimizle kaybettik” diye bir ezgiden sözler hatırlatayım. Kalbine danış, iyilik kalbin uygun gördüğü ve yapılmasını tasdik ettiği şeydir. Günah ise içini tırmalayan ve başkaları sana “Yap!” die fetva verseler bile içinde şüphe ve tereddüt uyandıran şeydir.

İslam kural ve kaidelerini bilen ve uygulayan insanlardan öğrenmek gerekir.Çok şükür günümüzde bilinçli müslümanlar fazlasıyla mevcuttur.Bunun yanında İslam’ı kullanarak zehir akıtan ahmakları süzgeçten geçirmesini bilmek gereklidir.(İpucu: “Biz de müslümanız”, “Namaz kılmıyorum ama ama kalbim temiz” cümleleri bişeyler hatırlatır umarım.Dikkat!!!)

Elde olanla yetinmek gerekir. Taş ustasının hikayesi vardır. Yoksul ve hayatından memnun olmayan bir taş ustası zengin olmak ister. Zengin oluverir, padişahın daha güçlü olduğunu düşünüp padişah olmak ister. Güneş, bulut, dağ, fare, kaya…Bütün hepsi ilkten görünüşte hoş gelir. Herbirini birbirinden üstün vasıflarını görünce tekrar insan olup taş ustası olmak ister. Rabbimiz insanı dünyaya üstün varlık olarak göndermiştir fakat kudsi bir hadiste bildirildiğine göre “ilmi isteyene,zenginliği istediğime veririm” buyurmaktadır. Bizim dualarımız hayırlı bir yaşam, güzel ahlak ve ilim için olmalıdır.

Genç kardeşlerim! Camiler, vakıflar, hayra vesile olan her yerde buluşalım. Namazlarınızda cemaate devam edin. Camilerde elinize, ayağınıza, sakalınıza, bıyığınıza karışan hacı amcalara! Yaşlılıklarına hürmeten ses çıkarmayın. Sizler doğru biliyorsanız o doğrudur.Bütün bunları yapıyosunuz ve her şeye rağmen hala birileri “bu gençlerde ışık görmüyorum” derse sadece gülümseyin, aldırmayın….

Ves selam...

Yazar - Detay - Alt
 

KISACA BİZ

Ribat Eğitim Vakfı Adapazarı Şubesi olarak 1995 yılından beri sevgili hemşehrilerimize hizmet etmek çabasındayız. Kadın, erkek ve çocuklar olarak tüm aile fertlerine eğitim, kültür ve sosyal konularda programlar düzenlemekteyiz. Maddî ve manevî yönden katkılarda bulunmaktayız.

HIZLI İLETİŞİM

Adres: Kemalpaşa Mah. 340.Sok. No:57 Serdivan

Telefon:0 (264) 277 19 46

E-Mail: adabulteni@adabulteni.com

HARİTADA DERNEĞİMİZ

Derneğimizin haritadaki konumu aşağıdaki gibidir.