Yazar - Detay - Üst

Hüseyin Demircioğlu

Hüseyin Demircioğlu

8 Ocak 2017 Pazar 23:45:00

357 kez okundu.

Yazarın Biyografisi Yazarın Diğer Yazıları

Dinimiz her zaman güzel ahlâklı olmamızı ister.  İyi bir Müslüman olmak için güzel ahlâka sâhip olmak, kötü ahlâktan uzak durmak gerekir. Ancak bu şekilde dünya ve âhiret saadeti elde edilir. Çünkü güzel ahlâk, mutlu olmayı sağlar. Güzel ahlâk, ilim ve edep öğrenmekle, iyi insanlarla arkadaşlık etmekle elde edilir. Kötü ahlâk da bunun tersidir. Dünya ve âhirette mutlu, huzurlu olmak istiyorsak İslâm’ın emir ve yasaklarına, koymuş olduğu ahlâk kurallarına aynen uymak zorundayız. Bu bağlamda ahlâkî vazifelerimizi en iyi şekilde yerine getirmeliyiz.

Müslüman’ın dünya ve âhirette mutlu, huzurlu olması için uymak zorunda olduğu ahlâkî kurallar olarak şunları  tespit edebiliriz:

1- Allah’a karşı vazifelerimiz,  2- Peygamberimize karşı vazifelerimiz, 3- Kendimize,  ailemize,  akrabalarımıza, komşularımıza ve toplumumuza  karşı vazifelerimiz.

Sevgili kardeşlerimiz bu yazımızda yalnız bir ve ikinci maddedeki konularını inceleyeceğiz, nasip olur ise bir dahaki sayıda da üçüncü maddedeki konuyu inceleyeceğiz..

Şimdi ilk bölümü beraberce görelim:

1-  ALLAHA KARŞI VAZİFELERİMİZ:

 Akıllı olan her insanın ilk ve en önemli vazifesi, varlık âlemini ve kendisini yoktan var eden ve sayısız nimetlerle donatan ve izni ölçüsünce insanı yaşama gücüne sâhip kılan,  Yüce Allah’ın varlığına, birliğine ve kâmil sıfatlara sâhip olduğuna,  kalbi ile inanıp, dili ile ikrar ederek, ilân etmek, böylece İslâm’ın tarifine uygun bir şekilde  inanmış olmak; bu konuda dinimizin koyduğu inanç, ibadet ve ahlâkî görevlerini yerine getirmek, o mukaddes nizamin emir ve yasaklarına uymaktır. Kulu olduğuna inandığı Rabbine  iyi bir kul olmaya gayret etmektir. Cenâbı Hakka iyi bir kul olmaya çalışan bu mutlu insanlar, dünya ve âhirette huzur ve mutluluğa kavuşma saadetine ulaşırlar.

Nitekim Cenâbı Hakk Saf Sûresi’nin 10-12 âyeti kerimelerinde şöyle buyurur: “Ey inananlar! Sizi can yakıcı bir azaptan kurtaracak, kazançlı bir yolu size göstereyim mi? Allah’a ve peygamberine (sarsılmayacak, şaşmayacak şekilde) inanırsınız; Allah yolunda canlarınızla, mallarınızla (inanarak itaat ederek) cihâd edersiniz; bilseniz, bu sizin için en iyi yoldur. Böyle yaparsanız, Allah günahlarınızı size bağışlar, sizi, içlerinden ırmaklar akan cennetlere, Adn cennetlerinde hoş yerlere koyar. Büyük kurtuluş budur.”

Rabbimiz yine buyurur: “Cinleri ve insanları ancak Bana kulluk etmeleri için yaratmışımdır.” (Zariyat, 56) Yaratılışımızın temel gayesini hiç unutmamalıyız.

2-  PEYGAMBERİMİZE KARŞI VAZİFELERİMİZ:

Sevgili Efendimiz (sav) güzel ahlâk konusunda biricik örneğimizdir; Hz. Aişe (r.anha) validemize Rasûlüllah (sav)’in ahlâkî davranışlarını soranlara, siz Kur’an-ı Kerimi okumaz mısınız diye sormuş ve O’nun ahlâkı Kur’an’dan ibaretti demiştir.

Bütün bu edebî ve ahlâkî görevler, varlıkların en değerlisi olan insanların, hem dünya ve hem de âhiret mutlulukları için olmazsa olmaz gereklerindendir.

Sevgili Peygamber Efendimiz (sav), yüce olan  Allah’ımızın  son elçisidir. O’na inanmak, itaat ve sevgi göstermek, O’nu, ana, baba, mal ve candan daha çok sevmek, Allah’a itaat ve sevgi demektir.

Nitekim Cenâbı Hakk Kur’an-ı Kerim’inde buyurur: “Deki (Yâ Muhammed):Gerçekten "Allah’ı seviyorsanız bana uyun. Allah’ta sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah affeder ve merhamet eder." (Âl-i İmran, 31)   Bu da imanın gereğidir.

Müminler Peygamberlerini kendi annelerinden, babalarından ve her şeyden fazla sevmelidir. O’nun ahlâkıyla ahlâklanmalı, O’nu örnek, önder edinmeli, onun gösterdiği hak yoldan gitmelidir.

Şimdi bu mukaddes görevleri biraz açtığımızda, şu gerçekleri müşahede ederiz. Onun  her davranışı zarif, ince ve ölçülüydü. Meselâ birini ziyarete gittiğinde, kapıda durur, selâm vererek izin ister, kapı açıldığı zaman evin içini görmemek, başkasının mahremiyetine vâkıf olmamak için, kapının tam karşısında durmaz, sağına veya soluna çekilirdi. İçeriden ses gelmezse, orada daha fazla beklemeden ve kırılmadan geri dönüp giderdi.

Yolda karşılaştığı birine önce o selâm verir, elini uzatıp tokalaşır (musâfaha eder), onun gücenmemesi için hemen elini çekmez, bu davranışı karşısındakinden beklerdi.

Her hareketi ölçülüydü. Bağıra çağıra konuşmayı sevmez, kimseyi azarlayıp incitmezdi. Suyun akıp gidişi gibi sükûnetle yürürdü. Kahkahayla gülmez, tebessüm etmekle yetinirdi.

Utanma duygusuna sâhip olmayı üstün bir erdem kabul ederdi. Vücudun mahrem yerlerinin açılmasından pek rahatsız olurdu. İslâmiyet’ten önceki Araplar böyle şeylere önem vermez, çıplak yıkanmaktan çekinmezlerdi. Hatta bir kısım erkek ve kadınlar, daha sevap olduğu inancıyla Kâbe’yi çıplak tavâf ederlerdi. Peygamber Efendimiz bu âdetleri tamamen yasaklamış, başka ülkelerde hamamda çıplak yıkanıldığını duyduğu için öyle hamamlara gidilmesini uygun görmemiş, gidecek olanların örtünmesini tavsiye etmişti.

Kendi işini kendi görürdü. Evinin alışverişini yapar, aldıklarını bizzat taşırdı. Kendini arkadaşlarından üstün görmez, onlar çalışırken oturmayı doğru bulmaz, işin bir ucundan da kendisi tutardı.

Başkalarına yardım etmekten derin zevk alırdı. Savaşa giden arkadaşlarının yalnız ve yardımsız kalan ev halkına yardım ederdi. Bir defasında Habbâb İbn-i Eret böyle bir görevle gitmişti. Kızının anlattığına göre evde bir keçileri vardı, ama çocuklar keçiyi sağamıyorlardı. Efendimiz (sav) Habbâb’ın evine gider, keçiyi sağıp sütünü evdekilere verirdi. (Ahmet b. Hambel, Müsned, 372)

Misafiri sever, kendi misafirlerini bizzat ağırlardı. Bir defasında Habeşistan’dan misafirler gelmiş, ashâb-ı kirâm onların hizmetine koşmuştu. Peygamberimiz (sav):

-“Onlara hizmet etmek bana düşer; çünkü onlar kendi ülkelerinde benim arkadaşlarımı ağırladılar” buyurmuştu. Müslümanlara yapılan iyiliklere sevinir, bunları hiç unutmazdı.

Evinde sâdece misafirlerine yetecek kadar yiyecek olsa bile hepsini onlara ikram eder, kendisinin ve çocuklarının o geceyi aç geçirdikleri olurdu. Hatta geceleri kalkar, misafirlerinin bir ihtiyacı olup olmadığını öğrenmeye çalışırdı.

Bizim görevimiz, sevgili Efendimizi tüm davranışlarını kendimize rehber edinmek ve neyi yapın dedi ise onu yapmak, neyi yapmayın dedi ise onu yapmamaktır. Cenâbı Hakk’da Kur’an-ı Kerim’de bu gerçeği şöyle açıkladığını görmekteyiz: “Peygamber size ne verirse (neyi emrederse) onu alın (harfiyen uyun), sizi neden men ederse ondan geri durun; Allah’tan sakının, doğrusu Allah’ın cezalandırması pek çetindir.” (Haşr, 7) Tüm yaşantımızda bu prensipleri hiç ama hiç unutmamalıyız.  Gelecek sayıda buluşmak ümidiyle, Allah’a emanet olunuz.

Yazar - Detay - Alt
 

KISACA BİZ

Ribat Eğitim Vakfı Adapazarı Şubesi olarak 1995 yılından beri sevgili hemşehrilerimize hizmet etmek çabasındayız. Kadın, erkek ve çocuklar olarak tüm aile fertlerine eğitim, kültür ve sosyal konularda programlar düzenlemekteyiz. Maddî ve manevî yönden katkılarda bulunmaktayız.

HIZLI İLETİŞİM

Adres: Kemalpaşa Mah. 340.Sok. No:57 Serdivan

Telefon:0 (264) 277 19 46

E-Mail: adabulteni@adabulteni.com

HARİTADA DERNEĞİMİZ

Derneğimizin haritadaki konumu aşağıdaki gibidir.