Yazar - Detay - Üst

Bayram YILMAZ

Bayram YILMAZ

10 Temmuz 2018 Salı 08:51:07

57 kez okundu.

Yazarın Biyografisi Yazarın Diğer Yazıları

MEV’UDE

Her suç masumiyetimizden bir şeyler götürür, saflığımızı aşındırır, ama alçalmanın da duracağı bir noktanın olacağını ummak istiyor insan. 

Daha dünyadan da kendinde bihaber, bir düğün evinde uyuya kalmış üç yaşındaki, beş yaşındaki çocuklarımıza sapıkça tasallut edenin (insan diyemedim) nasıl bir zihin/ruh dünyası vardır, acaba gerçekten var mıdır? Yoksa nerede nasıl kaybetmiştir?

Sırf eski eşine husumetinden dolayı kendi evlatlarını! Öldürebilen bir cinnet hali nasıl olur, nasıl üretilir, nasıl insan suretli bedenlerde taşınabilir?… Bir cana ufacık bir maddi menfaat için nasıl kıyılır?

Havsalamızın alamadığı, almak istemediği bu vahşet içeren sapık fiillerin failleriyle maalesef aynı şehir ve mahallede oturup aynı otobüsleri kullanıyoruz. Aynı gökyüzünün altında nefes alıp veriyoruz. Aklımıza gelmeyenin, başımıza gelebilme ihtimali uykularımızı kaçırıyor. Gözümüzden sakındığımız yavrularımızın evimizin önünde arkadaşları ile oyun oynamasından endişeleniyoruz. Evlerimizin güvenliğine sığınırken 5,5 inç ya da 106 inç ekranlardan sadece güvenlik duygumuz değil mahremiyetimiz de ahlakımız da kirleniyor.

Hoş bir konu değil biliyorum ama felaket üstümüz üstümüze doğru geliyor. Sen, Ben, O bu sorunları çözemezsek, Toplum olarak bu felaketin altında kalacağız. Rachel Dink’in o muhteşem ifadesi ile “masum bir bebekten bir katil yaratan karanlığı sorgulamadan hiçbir şey yapılmaz kardeşlerim...

***

Rabbimizin yeryüzünün herçü-merç haline getirileceği kıyamet sahnelerini ve her insanın yaptığı ile yüzleşeceği hesap gününü anlatıldığı Tenvir süresinde geçer Mev’ude kavramı. Mev’ude diri diri gömülen kız çocuğu demektir. Kıyametin ve hesap günün dehşetli sahneleri içerinde o masum bebeklerin hakkı sorulur her birimize. “hangi suçundan dolayı öldürüldü…”diye.

Cahiliye devirlerinin âdetidir, suçluyu cezalandıramayıp maktulü cezalandırmak. Tecavüze yeltenenin ve yapanın cezasını verememek ama mağduru ölüme sürüklemek. Toplumsal cinnet ve ahlaksızlıkla mücadele etmemek ama bu cinnet halinden kızımı koruyamamam endişesi ile onu kızgın kumlarda ölüme terk etmek.

İslam öncesinin cahiliye toplumunda Mev’ude’yi ortaya çıkartan anlayış rızık endişesi değil o toplumdaki yanlış namus telakkisi idi, zinayı tek taraflı bir suç olarak kabul eden sapık düşünce idi, aynı fiilin bir tarafını kötü kadın olmakla suçlayan, erkek tarafına toz kondurmayan bir anlayıştı. Bu anlayış ise toplumun hep birlikte ürettiği bir sapma haliydi…

Kız çocuğunu ilerde istemediği birilerinin kölesi-cariyesi veya daha kötüsü olabilme ihtimali üzerine bu cinayet işleniyordu. Cinayetin sebebi toplumsal olduğu gibi katilde o toplumun bizzat kendisiydi. Toplumsal baskı o kadar taşınılamazdı ki babalar ağlayarak bu cürümü yerine getiriyorlardı.

Bizler ise bu cürümün sorumlularını bireysel ve tarihin bir dönemine hapsederek vahyin üzerimize yüklediği sorumluluklardan kaçıyoruz. Cahiliye dönemini “ne kadar da bize uzak değil mi?” zannıyla kendimizi avutuyoruz. Nede olsa seçilmiş ümmetiz… Meseleyi tarihin parantezine hapsetmeden; bir toplumun nasıl olur da, bir anne-babanın kundaktaki bebeğini öldürebilecek kadar bir cinnet hali üretebiliyor olması sorgulanması gerekir.

Tenvir süresinde Böyle bir vahşete rıza gösteren bir toplumun göreceği azap kıyamet sahneleri ile birlikte aktarılır, Kendini koruyamaktan aciz, masum bir canın öldürülmesinden, böyle bir suçun işlenebilmesinden tüm toplum sorumlu tutulur. Ayet(ler) toplumsal çürümüşlüğü ve cinneti bireysel bir sapkınlık olarak değil, ancak toplumsal müsaade ve teşvikle çoğalacak bir günah olarak görür. Aleni işlenebilen her günahında sorumlusu bu duruma müsaadeli yaklaşan kalpler ve zihinlerdir. Vahiy her birimize toplumsal sorumluluklarımızdan kaçınamayacağımızı, kaçınırsak akıbetimizle bizleri uyarır.

***

İletişim çağında her gün bir felaket haberi almamız olağan hale geldi. Onar-yüzer ölümler bile bizi etkilememeye başladı. O kadar ki acılara bile alışmaya ve hatta giderek yabancılaşmaya başladık.

Felaketlere, vahşete teki gösterip bağırıp çağırıyoruz ama nedense her gün başka bir sapıklık haberleri duymaya devam ediyoruz. Suçun son halkasının idamını talep ediyor ama masum bir bebekten sapık üreten bir kültürün özgürlük diye pazarlanmasına yeterince ses çıkarmıyoruz. Sapıklığın dizilerde, filmlerde evlerimizin başköşelerine yerleşmesine sessiz kalıyoruz.

Zürafaya âşık olan gergedanların resmedildiği animasyonların nasıl bir sapıklık, eğlenmeyi ve zevk almayı hayatın en önemli amacı gösteren programların nasıl bir nesil üreteceğini hiç sorgulamadık. 48 defa hırsızlıktan tutuklanmış ve 49. Defa da buna cesaret edilebilen bir hukuk sistemi karşısında İslam şeriatını savunmaktan acze düştük. Kars ilinde 9 yaşındaki Mert’in masumiyetine sapıkça tasallut eden pisliğin savunmasında “Askerde tecavüze uğradığını…” söylemesini duymadık bile… Ama-larımız, bile-lerimiz ne kadar çoğaldı… Görmelerimiz çoğaldı. Gördüklerimiz olağanlaştı. Hesaplarımız yaklaştı…

“Ve Güneş, dürüldüğü zaman, Yıldızlar, bulanıklaşıp-döküldüğü zaman, Dağlar, yürütüldüğü, Gebe develer başı boş bırakıldığı zaman, Vahşi-hayvanlar, toplandığı zaman, Denizler, tutuşturulduğu zaman, Nefisler, birleştiği zaman…,” (Tenvir Suresi 1…7) bizim içinde bulunduğumuz toplumda nasıl olurda küçücük bedenler istismar edilip, ticaretinin yapıldığı, sapık ve zalim diktatörlerin ölümler kustuğu, çöpe atılan yiyeceklerin dünyanın açlık sorununu çözecek kadar olması,… her birimize sorulduğu zaman?... Halimiz nice olur?

Tebliği, kötülükten alıkoymayı, cihat bilincini ve bu uğurda sabır(istikrar)lı olmayı unutan-ihmal eden bizler bu ihmalkârlığımızın bizzat bu dünyadaki sonuçlarıyla baş edebilir miyiz? Çocuğumuzun 100 metre mesafedeki Okuluna bile yalnız gönderemiyor olmamız acaba hangi suç ve günahlarımızın neticesi… Neden ülkemizin GSMH sı beş kat büyümesine rağmen komşularımıza duyduğumuz güven beş kat azalıyor.

***

Hiçbirimiz kendi çocuğunu bile yalnız eğitemez ve koruyamayız. Kendi çocuklarımız için sokağımızı, komşularımızı, okullarımızı ilişkilerimizi ve otoriteyi emanet ettiklerimizi, kendi nefsimizden başlayarak düzenlemek ve düzeltmek zorundayız. Toplum olarak günahlarımızın alenileşip yaygınlaştırılmasına müsaade etmemeliyiz. Değer yargılarımız bencilce kendimize hasredip toplumu bundan azade kılamayız. Günahların sektör haline gelmesi ve tüm sucun zincirin en zayıf halkasına yükleyerek kendimizi ne bu dünyada ne de hesap gününde kurtaramayız…

Dinimiz için, milletimiz için bir caba göstereceksek fıkkın “bir şerrin izalesi yüz hayrın ikamesinden evladır” prensibini hatırda tutmamız, İyiliği emretmekten daha fazla kötülüğü nehy edebilme çabasına yoğunlaşmamız lazım. Sen, Ben, O, Hepimiz…

 

Yazar - Detay - Alt
 

KISACA BİZ

Ribat Eğitim Vakfı Adapazarı Şubesi olarak 1995 yılından beri sevgili hemşehrilerimize hizmet etmek çabasındayız. Kadın, erkek ve çocuklar olarak tüm aile fertlerine eğitim, kültür ve sosyal konularda programlar düzenlemekteyiz. Maddî ve manevî yönden katkılarda bulunmaktayız.

HIZLI İLETİŞİM

Adres: Kemalpaşa Mah. 340.Sok. No:57 Serdivan

Telefon:0 (264) 277 19 46

E-Mail: adabulteni@adabulteni.com

HARİTADA DERNEĞİMİZ

Derneğimizin haritadaki konumu aşağıdaki gibidir.