Yazar - Detay - Üst

Bayram YILMAZ

Bayram YILMAZ

24 Mart 2018 Cumartesi 12:00:57

201 kez okundu.

Yazarın Biyografisi Yazarın Diğer Yazıları

Lale Devri Çocukları


Her yıl İstanbul’da yaşayanların Mart-Nisan ayında diğer gündemleriyle beraber bir de lale gündemleri olur. Gazetelerin eklerinde ve hafif sayfalarında “İstanbul’da lale mevsimi” diye başlıklar atılır.  Bazen bu başlıklar “lale coşkusu”  olur bazen de “lalelerin renk Cümbüşü”ne dönüşür. 


İstanbul’un yol göstericiliğinde diğer belediyeler de bu lale işine merak salmışlardır. Çoğu egzoz gazına kurban edilecek laleler şehrin en görünür yerinde arz-ı endam etmektedir.  Kimisi mor, kimisi kirli beyaz, bazıları da rengini hercai menekşelerden alan laleler…
Dolmuş pencerelerinden “ansızın bir baş kayması ile görülen...”  “ aaa! Laleler açmış” diye tebessümlere sebep olan, aslında serada açılmış şekilde getirtip yol kenarlarına dikilen soğan halinden çiçeğe dönüşünü göremediğimiz laleler. 


En temel ulaşım hizmetlerinin aksadığı şehrimde, muhafazakâr belediyeciliğin görsel olanı bu kadar kıymetlendirilmesi bana tezat gibi gelir. Felsefesi olmayan, bir yaklaşımın kalıcılık üretmesi pek mümkün olamayacağını laleler üzerinden gözlemlerim. En fazla kırk-kırk beş günlük bir şımarıklıktır. Lalelere baktığım zaman ise bu lalelerin kamu bütçesine maliyetini merak ederim.


Laleler başka insanlarda nasıl çağrışımlar yapar bilmem ama bende laleler ve “lale devri çocukları” ifadesi Sezen Aksu’nun güftesini yazıp bestelediği şarkıyı değil, Sakarya/Akyazı’lı Kerim KORCAN’IN Patrona isimli kitabını aklıma getirir. Cumhuriyet döneminin halkına yabancılaşmamış namuslu solcularından olan yazar,  sosyalist bir dil kullanarak Patrona Halil isyanını hikâyeleştirerek anlatır. Şair de olan yazar nazım-nesir arasında bir metinle Patrona’yı halk kahramanı olarak resmeder. 


Yediğiniz etin hayvanın hangi bölgesinden olduğunu bilecek kadar yemek kültürünüz yoksa sofraya oturduğunuzda sofranın estetiği değil karın doyurma özelliği ile daha çok ilgiliyseniz doğal olarak lale devrinin isyan eden çocuklarının safında hissedersiniz kendinizi.


Hayal kurmayı geç öğrenmiş birisi olarak Kerim Korcan’ın “Patrona” isimli eserinin çok güzel bir dönem filmi olacağını düşünürüm. Bakalım…


İnsanın özelliğidir eşyaya isim koymak. Hikâyeler, şiirler, efsaneler, masallar anlatıp yaşadıklarından ve hayal ettiklerinden yazılı, sözlü, görsel kültür oluşturabilmek. 
Bazen ve çoğu zaman bu eserler gerçeğin kendisinden de önemli hale gelebilir.


İnsanlık tarihi boyunca insanın ortaya çıkardığı eserler hep yüksek medeniyetin sonucu olarak görülmüş o dönemin insanlarına hayranlık beslenmesine sebep olmuştur. Bu eserlerin en başat örneklerinden piramitlere baktıklarında insanların çoğu hep muhteşemlik görmüşlerdir. 


Yeryüzünde rablik taslayanların iktidarını pekiştirmek ve sembolleştirmek için yapılan bu devasa taş yığınlarının bir tanesinin yapımı 20 yıldan fazla sürmüştür. İnsanların hayatını kolaylaşmak anlamında hiçbir işlevselliği olmayan bu yığınların yapım süresince her gün en az 4000 (yazıyla dört bin) kişinin teri, gözyaşı, kanı, çiğnenen gururu, bakıldığında görülmeyen ayrıntı olarak kalmıştır. Kırbaçlanan bedenler, kasıt ve kazayla kırılan kemikler turist rehberlerinin anlatmaya ve anılmaya değer göstermedikleri acılardır. 
İnsan yaşamını kolaylaştırmada hiçbir işlevselliği olmayan bu taş yığınların hatırlatması gerekenin başka şeyler de olması gerekir. 


Müslüman’ca bakış İnsanın Yaradan’a isyan ettiğinde İnsanlık şeref ve haysiyetinin ne kadar kolay hiçe sayılabileceği de görmelidir.


Piramitlerle, Babil kulesi ile Efes harabeleri ve birçok tapınak ile karşılaştırıldığında Kâbe’nin En basit geometrik şekil olan küp şeklinde olması, Peygamberimizin Miras olarak sadece “geride birkaç kap ve bir kitap” bırakmış olması üzerinde tefekkür edilmesi gereken bir durumdur. Bizlerin de eşya ile kurduğumuz ilişkide neye yoğunlaşmamız gerektiği üzerinde önemli ve bağlayıcı referanstır.


Estetik kavramının manayı önemsizleştirecek kadar vurgulanması, modernizmin anlamı yok sayıp görünür olmayı hayatın amacı haline getiren yaklaşımından bağımsız düşünülemez. Modernizm denilen şey de aslında Tüketimi çoğaltacak bir kültür(süzlük)ün hâkim hale getirilmesi çabasından başka bir şey değildir aslında. 


Hikmeti yok sayan eğitim, sudan daha çok aziz görülen içecek türleri, renklerin psikolojisi ifadesinin saçmalığı, tepki gösteren cansız borsalar, mutlaka yapılması gerekli görülen tatil planları, evlerimizde ne iş gördüğünü hala çözemediğim vitrinler… 


Eşya ile kurduğumuz ilişkide neyin ve kimin özne olacağı bizin kendimizi neye göre tanımladığımızla çok yakından ilgilidir. “kıyafeti taşıyabilmek” ten bahsedenlerin, bizi eşyalar üzerinden tanımlayıp değer biçmeye çalışanlara bir Müslüman olarak verecek esaslı cevaplarımız olmalıdır.


Bizi başkalarının tanımlamasına izin vermeyen bağlarımız, nesneleşmeye izin vermeyen özneliğimiz, İnsanlık için Kuran’dan aldığımız ilhamımızla insanlık için umudumuz olsun vesselam…

Şimdiden söyleyeyim mayıs ayı İstanbul için aynı zamanda erguvan ayı olarak da bilinir.

Yazar - Detay - Alt
 

KISACA BİZ

Ribat Eğitim Vakfı Adapazarı Şubesi olarak 1995 yılından beri sevgili hemşehrilerimize hizmet etmek çabasındayız. Kadın, erkek ve çocuklar olarak tüm aile fertlerine eğitim, kültür ve sosyal konularda programlar düzenlemekteyiz. Maddî ve manevî yönden katkılarda bulunmaktayız.

HIZLI İLETİŞİM

Adres: Kemalpaşa Mah. 340.Sok. No:57 Serdivan

Telefon:0 (264) 277 19 46

E-Mail: adabulteni@adabulteni.com

HARİTADA DERNEĞİMİZ

Derneğimizin haritadaki konumu aşağıdaki gibidir.