Yazar - Detay - Üst

Alıntı Yazı

Alıntı Yazı

27 Ocak 2018 Cumartesi 14:11:52

354 kez okundu.

Yazarın Biyografisi Yazarın Diğer Yazıları

MEDENİYET Mİ KÜLTÜR MÜ?                             Reyyan Fâtıma AKÇA

Şunu peşin olarak söyleyeyim ki konuları tartışmak, taraf olduğum kavramın galip gelmesi gibi bir düşüncem yoktur. Benim amacım kaybettiğimiz veya farkında olmadığımız bizlere ait, bizim olan ve bizi biz yapıp tarih boyunca onlara sâhip çıktığımızda, insanlık âleminde hep önde, hep önder olduğumuz, insanlığa medeniyet, adâlet, hürriyet, vs. sunduğumuz vahye dayalı bir hayat yaşamamız. Bu yaşantımız neticesinde de ezilen, hor görülen, sömürülen, süründürülen bir toplum değil, önder ve örnek bir toplum olmamızın çağımızdaki acıları ve sancılarıdır.

Medeniyetin ve medenî insanların aslında Hz. Âdem (as)’den beri bütün Peygamberler vasıtasıyla, Rabbimizin biz insanoğluna vahyettiği bir hayatın bütün boyutlarıyla yaşanması sayesinde olacağı, elde edilebileceği; değilse vahşî, acımasız, hak-hukuk tanımaz, sömürücü emperyalist, tâğutî şahsiyetler olunacağı ve rejimler kurulacağı bizlere beyan edilmektedir.

İşte bu düşünce ve kaygılarla medeniyet ve kültür kavramlarına biraz yakından bakalım ve vayihle hayatlarına düzen verilen ümmetler topluluğu olarak kendimize, kendi değer ve kavramlarımıza yabancılıktan kurtulalım ve bize ait, medeniyetimize ait olanlara sâhip çıkalım istedik.

Önce medeniyet kavramı üzerinde bir duralım ve bizlere neler anlatıyor bir göz atalım:     

Medeniyet: Bir topluluğun hayat tarzı, bilgi seviyesi, sanat gücü, maddî ve manevî varlığı ile ilgili vasıfları ve bu bakımlardan ileri, gelişmiş bir seviyede olması hâli.  Adâlet severlilik, insanca iyi ve ferah yaşayış. Yaşayışta, ictimâi münasebetlerde, ilim, fen ve sanatta tekâmül etmiş toplulukların hâli. İslâmiyetin emirlerine göre, usûlü dairesinde yaşayış. Şehirlilik, şehre has hayat tarzını ifade eden bir kavramdır. Arapça şehir anlamındaki “medine” kelimesinden üretilmiştir.    

Medeniyet, değişik coğrafyalarada yaşayan insanların ürettikleri, geliştirdikleri bilgi, teknoloji, yapı, kurum, inanç, sanat eseri gibi maddî-manevî ürünlerin belirli bir zaman kesitindeki genel adıdır. Yazının icadı, hayvanların evcilleştirilmesi, tarım ve yerleşik hayata geçişle başlayan insanlığın gelişim safhası.

Tarihin ve Sosyolojinin babası olarak anılan merhum âlim İbn Haldun’un yerleşik medeniyet olarak  adlandırdığı “Hadariyet”i şöyle tarif eder; Yerleşik hayat, uygurluk-uygarlık. Her toplumun, bedeviyet dönemini atlattıktan sonra içinden geçeceği ictimaî aşama. İlim, sanat gibi medenî eserlerin gelişeceği; buna karşılık asabiyetin zayıflaması dolayısıyla insanî ilişkilerde samimiyetten uzaklaşılacağı ve bürokratik, resmî, şeklî ilişkilerin hâkim olacağı öngörülen toplumsal gelişim safhası. İbn Haldun, hadariyetin en üst noktasında toplumu bir arada tutan dinamikler anlamını kaybedeceğinden ictimai çözülmenin başlayacağı, giderek bu sürecin medeniyetin topyekün çöküşü ile sonuçlanacağını ileri sürmektedir. 

Medenî; Şehrî, şehirli, şehre mensup, şehir halkından; terbiyeli, edepli, kibar, nâzik, görgülü, faziletli. Hayat tarzı, bilgi seviyesi bakımından yüksek durumda olan. 

Tanzimatçılar tarafından Batıdaki “civilisation-sivilizasyon” tâbirini karşılayan bir kelime olarak Türkçeye sokulmuştur. Buna da uydurukça olarak “uygarlık” denmektedir. Buradan hareketle Batı, sömürgeci Batı, emperyalizm demektir de. Merhum Kur’an şairimiz Mehmet Akif ne güzel söylemiş: “Garbın âfakını sarmışsa çelik zırhlı duvar, Benim îman dolu göğsüm gibi serhaddim var. Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir îmanı boğar, ‘Medeniyet’! dediğin tek dişi kalmış canavar?”

Birbirinden farklı medeniyet tarifleri yapılmış, bu tariflerden bazıları kültürü de medeniyet kavramı içine almışlardır. Ancak kültür, tariflerinden de anlaşılacağı gibi bir milletin, bir topluluğun hayatını kolaylaştıracak olan bilgi birikimi; medeniyet de bu kültürün maddî alanda ortaya çıkışıdır.

Toplumların gaye ve hedeflerine ulaşmak için birer vasıta olarak kullandıkları sosyal, hukukî ve ticarî kaideler, esaslar da medeniyetin birer parçasıdır.  

Tarih boyunca yeryüzünde varlık göstermiş birçok medeniyet mevcuttur. İç gerçekleri dikkate alındığında bu medeniyetler iki gurupta değerlendirilebilir. Birincisi hayatlarını vahyin ışığında düzenleyen, geliştiren toplumların meydana getirdikleri medeniyet; ikincisi de müşrik, putperest inkârcı ve vahye karşı gelmiş tâgutî toplumların medeniyetleridir.

Bu inkârcı toplumlumların ürettikleri medeniyetlere bakıldığında, hipodrumlar, piramitler ve puthânelerin kalıntıları görülmektedir. Bunların kültürleri, insanın insana tahakkümü ve ilâhlık taslaması temel düşüncesinden kaynaklandığından bu medeniyetlerin geniş halk kitlelerine yansıyan tarafı, ezilip, sömürülüp horlanmaktan başka bir şey değildir.  

Yapılan tanımlamalar çerçevesinde değerlendirildiğinde; insanların insanlıklarını yok eden putperest hâkimiyetlerin ürettikleri maddî varlıklara da medeniyet denilebilir. Ancak medeniyet kavramının ihtiva ettiği gerçek anlam Tevhid’in, yâni İslâm’ın kendisidir. Câhilî müşrik sistemlerin medeniyet adına ortaya koydukları şey, insanî fıtratın gerektirdiği yere oturtmak için bir vasıta değil, onun Allah’a dönük bu fıtrî özelliklerini yok edip, köleleştirmek için kullandıkları bir araçtır.

Medeniyet kavramı, içimizdeki Batıcılar tarafından Batı dillerinden Türkçeye aktarırken kastedtikleri şey, Batı idi, Batılının kendisi idi. Çünkü Batılının gözünde medeniyet Batı, yâni Avrupa idi. Bunun dışındakiler ise birer barbarlar topluluğu idi. Böyle bakıldığında, medeniyet kavramının da diğer bir çoklarında olduğu gibi, kültür emperyalizminin yüklediği anlamlar olduğu görülür. Oysa ki Batı medeniyeti kaynağı ve hizmet ettiği idealler bakımından tarihteki diğer putperest toplulukların bir devamı niteliğindedir.  

Hıristiyanlık, Ortaçağ Avrupasına ilâhî bir din olmaktan ziyade, puthâneye çevrilmiş kiliseler ile girdi. Hıristiyanlık dönemi Batı tarihi, kilisenin halka karşı zulümleriyle doludur. Dolayısıyla böyle bir zihniyetin vücûda getirdiği bir medeniyete gerçek anlamda bir medeniyet denilmesi imkânsızdır. Zira medeniyetin ölçüsü insana verdiği değer ve ona götürdüğü hizmettir.

Rönesans sonrası Batı, kiliseyi saf dışı bırakarak, bir geriye dönüş hareketini başlattı. Batı, temelleri antik Yunan ve Roma kalıntıları üzerine yükseltilen bir putperest medeniyettir ve kendi dışındaki toplulukları barbarlar olarak nitelemektedirler.

Maalesef, İslâm coğrafyasında Batı hayranları bu düşünceyi İslâm topraklarında yaymaya çalışmışlardır. Böyle düşünen insanlar aşağılık kompleksine kapılacak ve sözde medenî olmak için kendi öz değerlerini terkedecek ve emperyalizm için zorluk çekmeden sömürülebilecek bir hâle geleceklerdir. Ayrıca Batının sömürgeleştirdikleri toplumlara yaptıkları zulümleri gizlemek için de dünya kamuoyunda; bu medeniyet dışı insanları  medenîleştirmek (!) için buralara gidildiği ifade edilerek (günümüz de Afganistan, Irak, Suriye, Libya, vs. Afrika ülkelerine yaptıkları gibi) gerçekler saptırılmıştır, hâlâ da saptırılmaktadır. 

Allah’ın indirdiklerini, yâni vahyi kendilerine hayat nizamı olarak kabul eden topluluklarda medeniyet, kavramın ihtiva ettiği gerçek anlamıyla ortaya çıkmıştır. İslâm medeniyeti îman, amel, ahlâk, sosyal ve siyasî ilişkiler, toplum hayatını insanların iyiliği doğrultusunda yöneten idarî kaidelerin bir tezâhürüdür, hayata yansımasıdır.

İslâm, Allah tarafından gönderilmiş bir din oluğundan, onda diğer beşerî, putperest dinlerde olduğu gibi insanlara baskı ve zulmün sonucu olan bir maddî yansıma sözkonusu değildir. İslâm medeniyetinin temeli, Kur’an ve Sünnet’tir, bunun için de Asr-ı Saadet zirveye ulaşmış bir medeniyet timsâlidir.

Daha sonra gelen Müslümanlar, hayatlarını bu örnek üzerine bina ederek bu medeniyeti yeryüzünün uzak köşelerine taşıdılar. Müslümanlar, ulaştıkları her yere ilim, ahlâk, fazilet, insan şerefine yakışır davranış ve hizmet kurumlarını birlikte götürdüler. İnsanlık zulmün karanlığında şeref ve haysiyeti ayaklar altına alınmış, yok edilmiş bir hâlde inlerken, karşılarına çıkan İslâm nuruna tâbi olmayı bir kurtuluş olarak görmüşlerdir. Ancak bu insanlardan, topluluklardan kimse îman etmeye zorlanmadı. Kendi dininde kalmak isteyenler, İslâm hâkimiyetini tanımak şartıyla topluma ait her çeşit hak ve imkânlardan istifade ettirildiler.

Avrupa, hayatı ve ona ait hakîkatları Müslümanlardan öğrendi. İslâm devletleri, insanını refaha ulaştırmak için gerekli bütün maddî ve manevî ihtiyaçları karşılayacak olan ve medeniyetin temel göstergeleri durumunda bulunan şaheserleri sonraki nesillere miras bıraktı.

Sonra emperyalistlerin İslâm coğrafyasını işgal edişi, İslâm medeniyetinin sürekliliğini belirli ölçülerde engelledi. Parçaladıkları İslâm coğrafyasında kurdukları kukla yönetimler, halkın İslâm’ı ve kendi medeniyet varlıklarını öğrenmesini engellemek için ellerinden geleni yaptılar. Gerçekleri tersyüz ederek, eğitim kurumlarında okutulan ders programlarıyla yeni nesilleri kendi geçmişleriyle olan bağlarından koparmaya çalıştılar. Sanki Müslümanlar ilim ve medeniyet sahasında hiçbir şey üretmemişler gibi ne varsa unutturmaya ve inkâra çalıştılar. Bunda da oldukça başarılı oldular.

Bu konuda bizim memleketimizde de hatırı sayılır bir çabanın içerisinde olunarak, geçmişimizle ve medeniyetimizle bağlarımızı koparmak için oldukça zâlimâne davranılmıştır. Tâbiri caizse geçmişimizin köküne kibrit suyu dökmüşler, ancak onların bir hesabı varsa Rabbimizinde bir hesabı var ve tevhidi kalplerine kazımış bu millet küllerinden yeniden doğmaktadır, doğacaktır da inşâAllah.   

Tarihin derinliklerine kök salmış ve insanlık için tek kurtuluş yolu olduğunu ispatlamış bir medeniyetin yok edilmesi mümkün değildir. Çağımız, emperyalist baskıların en yoğun olduğu bir dönem olmasına rağmen, Müslümanların medeniyetlerinin kaynağı olan dinlerine tekrar sâhip çıkmak, ona sımsıkı sarılmak ve dinlerini tekrar yeryüzüne hâkim kılmak, böylece de insanlığa vahiy medeniyetinin yollarını açmak gayretinde olmak mecburiyetleri vardır; Allah’ın izniyle.

Yazar - Detay - Alt
 

HIZLI İLETİŞİM

Adres: Kemalpaşa Mah. 340.Sok. No:57 Serdivan

Telefon:0 (264) 277 19 46

E-Mail: adabulteni@adabulteni.com

HARİTADA DERNEĞİMİZ

Derneğimizin haritadaki konumu aşağıdaki gibidir.