Yazar - Detay - Üst

Alıntı Yazı

Alıntı Yazı

25 Ocak 2018 Perşembe 09:39:52

153 kez okundu.

Yazarın Biyografisi Yazarın Diğer Yazıları

Modern Çağda Muvahhide Olabilmek!             /           Rümeysa Ahsen Yazıcı

 

          İnsanlar Kur'ân’dan uzaklaştıkça heva ve heveslerine dayalı câhili değerlere tâbi oldular ve tevhid dininin kurtarıcı ve aydınlatıcı yolunu unuttular. Allah’a yüzlerini çevirmek yerine Allah’a yüz çevirmeyi tercih ettiler. Bu nedenle Kur'ân, inşaa sürecinde tevhid eksenli bir eğitimi önceliyor ve zihinlerdeki bulanık düşüncelerden kurtuluşa doğru aydınlık bir yol çiziyordu. Kelime-i Tevhid en başta bâtılı inkârla yâni Allah’tan gayrısının te’sir ve hâkimiyetini kabul etmeyerek başlar ve bunun şuurunu bir ömür taze tutmak için verilen çaba ile devam eder. Bu mücâdeleye verilen isim vahdettir ve vahdet, namaz gibi, oruç gibi Allah’ın buyruklarından bir buyruktur.

          Allah bir dir demek kolay ama benim hayatımda gerçekten bir mi? Yoksa peşinden koştuğum bir’ileri daha var mı? Sahabe sorguluyordu bunları. Câhiliye öncesi kendisine gıpta edilen, o günün en iyi şartlarında yetiştirilen, en kaliteli ve en güzel elbiseleri giyen Mus’ab bin Umeyr’in (ra) şehâdetinden sonra niçin üzerine örtülecek bir şey bulunamadı? Câhiliyede kalbindeki boşlukları dünyevî zevkler doldururken, İslâm’ı kabul edince hayatını kuşatan Allah inancı, başka bir seçeneğe yer bırakmamıştı çünkü. Sâdece savaşta, hastalıkta ve darlıkta değil, bolluk ve refah hâlinde de el açılacak merci yine Rabbimizdir. Toplumun inşaasını isteyen  dinimiz,  sosyal hayata her an müdahildir. Müslümanın nasıl konuşacağından tutunda nasıl tırnak keseceğine varana kadar ince düşünülmüş din elbette hayat akışımızı düzenleyecek, bizim Allah ve toplum ile olan ilişkimizde söz sâhibi olacaktır. Bu güne dek gelen Peygamberlerin hepsi aynı şeyleri öğütledi ve karşılığında hiçbir ücret istemediler. Çünkü insanların emniyet ve barış içinde yaşaması tevhide bağlıydı. Şüphesiz tevhid bu mânâda bir nimetti. Öyle olmasaydı cemaatle kılınan namazlar daha sevap, birlikte edilen dualar daha makbul olur muydu ? Medine’ye hicretin ilk yıllarında Hz. Peygamber (sav), hazırladığı anayasayla, farklı dinlere ve etnik kökenlere  mensup  insanların siyasî bir  çatı altında  birlikte  yaşamalarını sağlamıştı. Şimdiyse nüfus cüzdanında yüzde doksan dokuzu Müslüman yazan bir ülkede yaşarken, ümmet adına kavuşmuyor ellerimiz. Dini yaşamadığımız gibi hakkında konuşmayı, dini zorlaştırmayı, ya ifrat ya da tefrit gibi uç noktalarda gezinmeyi seviyoruz. Hâliyle, etrafa dağılan cam parçaları gibiyiz. Ve bu cam parçaları her gün Müslüman bir beldenin yüreğine batıp kanatıyor, biz de sıramızı bekliyoruz. Aynı Kıbleye yönelen bunca insan kimlikleri ve mensubiyetleri yüzünden ümmet denilince korkar oldu. Hâlbuki her birimiz Allah’ın yeryüzündeki halîfeleriyiz ve bu kimliklerle gönderildik dünyaya. Bir olunca bizim adımız Ümmet-i Muhammed oldu. Yahudilerin adı geçmezken henüz, adı vardı bu ümmetin. Yeni bir oluşum olmadığımızı en iyi İblis biliyor. Biz hakkı temsil ediyoruz, İblis ise hakkı izale etmeye çalışıyor!  Öyleyse hakkın ikâme edebilmesi ümmete bağlı. Yâni, bir olmadıktan sonra bugünki gibi bir milyon olsakda fayda vermeyeceğiz. Bu gün tevhidi teoride bırakmadan yaşayarak gösterecek, etrafına bakmadan ‘Ben Yâ Resullallah!’ diyecek Abdullahlar yok. Çünkü günümüz Müslümanlarının ‘ben’ diyerek başladığı cümleler bencillikle son buluyor. Çok değil, dört halife zamanından itibaren başlayan bu durum günümüze gelinceye kadar çok kan döktü. Âyette öyle diyordu. ‘Parçalanmayın, bölünmeyin.’[1]

Osmanlı, bu günde ‘karanlık eller’ diye adlandırdığımız kimseler tarafından gizli anlaşmalarla bölündüğü sıralarda ‘böl, parçala, yut’ taktiğine maruz kalmıştı. Altı yüz yıllık koca devlet tefrikalarla ve entrikalarla birlik bütünlüğünü kaybediyordu. Mehmet Akif Ersoy şu dizeleriyle milleti uyarma ihtiyacı hissetmişti: "Girmeden tefrika bir millete, düşman giremez. Toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez." 

          Muvahhide olarak üzerimize düşen görevlerden biri de, bir an önce değerlerimize sıkıca sarılıp ümmete maya olmaya ve maya olacak nesiller yetiştirmektir. Bundan sonraki nesillerin en yakın örnekleri, izleyecekleri ayak izleri biziz. Çocuklarımızda dâhil her birimiz nefes aldığımız sürece,  Kur'ân’dan kesintisiz ve sürekli bir bilgilenme ile eğitime devam etmeliyiz. Günlük hayatımızı, şahsî ve toplumsal olaylara bakış açımızı şekillendirmeli, hayatımızın her anında ve alanında Kur'ân’la örtüşmeyen her türlü kirliliklerimizden ve zaaflarımızdan arınmaya çalışmalıyız. Bilmeliyiz ki biz değişirsek ümmet değişir. Elbette değişmek ve yaşamak zor geliyor insana ve bazen yaşamaktansa televizyonda gördüğümüz şehâdet sahneleri  kalplerimize daha sevimli gözüküyor. Ancak biz, koca bir âleminde bizlere şâhit olduğunu çabucak unutuveriyoruz. Bu nedenle gevşemeden ve sabrederek hayatlarımıza tevhidi hâkim kılmak ve onun etrafında birleşmek zorundayız. Ümmet olma bilinci, içinde yaşadığımız çağın bencillik, egoistlik, bireycilik, nemelâzımcılık, faydacılık gibi hastalıkların; insanı ve toplumu zalimleştiren her türlü ifsadın karşısında yer almayı zorunlu kılar. Yâni, gereken yerde ‘ben’, gereken yerde de ‘biz’ demeyi öğrenmedikçe ve başkalarını dinlemedikçe hep bir taraf buruk kalacak ve ümmet birbiriyle barışmayacaktır. Bu demek oluyor ki bu uzun yolu ancak muhabbetle, kardeşlikle aşabiliriz. Tevhid bir hayat tarzı, izlenilecek istikâmettir. Öyleyse bu istikâmette ihlâsla çalışmalı ve karşılığını Allah’tan beklemeliyiz. Bunun için İslâm ümmeti, sâhip olduğu özellikleri ihyâ edip canlandırma mecburiyetinde olduğunun şuuruna varmalıdır. Bunu gerçekleştirmenin yolu da, Kur'ân'a, Sünnet'e ve Sahabe'ye bağlı kalmaktan geçmektedir. Kur'ân'da müjdelenen en hayırlı ümmeti yeniden inşaa etme, yeniden ümmet olabilme kurtuluşumuz için tek ve mutlak imkânımızdır.


3 Ali İmran Suresi, 3/103

Yazar - Detay - Alt
 

KISACA BİZ

Ribat Eğitim Vakfı Adapazarı Şubesi olarak 1995 yılından beri sevgili hemşehrilerimize hizmet etmek çabasındayız. Kadın, erkek ve çocuklar olarak tüm aile fertlerine eğitim, kültür ve sosyal konularda programlar düzenlemekteyiz. Maddî ve manevî yönden katkılarda bulunmaktayız.

HIZLI İLETİŞİM

Adres: Kemalpaşa Mah. 340.Sok. No:57 Serdivan

Telefon:0 (264) 277 19 46

E-Mail: adabulteni@adabulteni.com

HARİTADA DERNEĞİMİZ

Derneğimizin haritadaki konumu aşağıdaki gibidir.