Yazar - Detay - Üst

Yusuf Ertuğrul Erdem

Yusuf Ertuğrul Erdem

19 Ocak 2018 Cuma 12:02:36

246 kez okundu.

Yazarın Biyografisi Yazarın Diğer Yazıları

 

İSRÂİL’İN ORTADOĞU PROJESİ ve ÜÇ MUHAMMED’LER

 

Tercümesini Israel Shahak’ın yaptığı ve kendi ağızlarından 1980’lerde İsrâil için bugünü anlatan bir stratejinin anlatıldığı Oded Yinon’a ait “ İsrâil’in Ortadoğu Projesi’nde Neler Var? [1]” adlı çalışma uzun süredir gündemimdeydi. Detaylı bir değerlendirme yazısı yazmak lazım, fakat önce plân özelinde birkaç örnekle günümüze yansımalarını değerlendirmek kaçınılmaz oldu.

 

Siyonist rejimin Ortadoğu için detaylı plânını temsil eden bu plân tüm bölgenin küçük eyaletlere/bölgelere bölünmesi ve mevcut tüm Arap bölgelerinin yok edilmesi esasına dayalı dır.

Bugün Ortadoğu coğrafyasında yaşananların şu an sessiz diplomasi izleyen İsrâil’in operasyonel stratejisinin 1980’lerden günümüze yansıması olduğunu düşünüyorum. Yahudi devletinin varlığı, refahı, arz-ı mev’ud hedefi, içişleri ve dışişlerinde yeni bir çerçeveye adapte olabilmesi coğrafyamızdaki kanlı oyunun tutup-tutmamasına bağlıdır. Öncelikle plânda şu tespitlere dikkatinizi çekmek istiyorum:

“Müslüman Arap dünyası yabancılar tarafından sakinlerinin istek ve talepleri göz önüne alınmadan yapılmış geçici bir kâğıttan kule gibidir. Uzun vadede, bu dünya mevcut çerçevede etrafımızdaki bölgelerde gerçek büyük değişimler uygulanmaz ise var olamayacaktır. 1920’lerde Fransa ve İngiltere tarafından gelişigüzel bir şekilde hepsi azınlıkların ve birbirine düşman olan etnik grupların kombinasyonundan oluşan 19 bölgeye bölünmüştür. Bu sayede günümüzde halkı Müslüman olan tüm Arap devletler etnik sosyal çöküş içerisindedir ve bir kısmında şimdiden iç savaş başlamıştır.” 

1980’lerdeki bu strateji gereği bugün dahi Ortadoğu Müslüman coğrafyası öncelikle işgalci devletler eliyle kurulan terör örgütleriyle karıştırılıyor. Sonra da sözüm ona kurtarıcı olarak işgal devletleri coğrafyayı sömürmek üzere geliyor.

Bölgede üçüncü dünya savaşı başlatılmıştır. Saflar bellidir. Her türlü lojistik desteği verdikleri terör örgütleriyle saf tutan, birlikte savaşan devletler var. İslâm diyarları yeni haçlı savaşlarıyla bir kez daha kan gölüne döndürülmektedir. Rezil bir yeni dünya düzeni oluşturulmaya çalışılmaktadır. Hemen hemen tüm insanî değerlerin yok olmaya yüz tuttuğu bu kanlı oyun plânlı bir şekilde yıllardır devam etmektedir. İsrâil’in doğusundaki tüm Arap devletleri Mağrip’teki devletlerden bile daha fazla iç çatışmalar yüzünden parçalanmaktadır.  

Bu savaşlarda Batı dünyası ihtiyaç duyduğu petrol ve doğalgaz kaynaklarına sâhip olmak, İsrâil ise bu kaynaklarla birlikte arz-ı mev’ud hayâline ulaşmak istemektedir. Eğer bu karışıklık, parçalanma, sömürü olmasa İsrâil’in işgalci bir devlet olarak hayatta kalmasının mümkün olmadığını kendileri de çok iyi bilmektedirler. 

Plândaki yalnızca Suriye ve Irak ile ilgili şu ibretlik bölümleri aşağıda aktarıyorum. Siz de 1980’den günümüze bu iki ülkede yaşananları hafızanızı yoklayarak anlamaya çalışın lütfen.

            “Suriye ve daha sonra Irak’ın feshi ve Lübnan’da olduğu gibi etnik ve dini bölgelere ayrılması İsrâil’in uzun vadede Doğu cephesindeki bir numaralı hedefidir ve bunun için kısa vadede bu devletlerin askeri gücünün feshi ana hedeftir.  

Suriye etnik ve dini yapısına istinaden tıpkı bugün Lübnan’da olduğu gibi birkaç eyalete bölünecek ve kıyıda Şii-Alevi bir eyalet, Halep bölgesinde Sünni bir eyalet, Şam’da Kuzey komşusuna düşman olan bir diğer Sünni eyalet olacak ve Dürziler de belki bize ait olan Golan’da, mutlaka Havran’da Kuzey Ürdün’de  başka eyaletler kuracaklardır. Bu gelişmeler uzun vadede barış ve güvenlik için garantör olacaktır ve bu hedef bugün bile erişebileceğimiz bir noktadadır. 

            Bir taraftan petrol zengini olan ancak diğer taraftan parçalanmış bir ülke olan Irak’ın İsrâil’in hedeflerine aday olması garantidir. Bizim için Irak’ın feshi, Suriye’nin feshinden bile daha önemlidir. Irak Suriye’den daha güçlüdür. Kısa vadede İsrâil’in en büyük tehdidi Irak’ın gücüdür. Bir Irak-İran savaşı Irak’ı parçalayacak ve bize karşı geniş bir cephede çatışma organize etmesine imkân vermeden çökmesine sebep olacaktır.  

Araplar arasındaki her türlü çatışma kısa vadede bize yardımcı olur ve Suriye ve Lübnan’da olduğu gibi önemli bir hedef olan Irak’ın parçalanması için yolu kısaltır. Osmanlı döneminde Suriye’de olduğu gibi Irak’ta da etnik/dini bazda bölgelere bölünme mümkündür. Üç büyük şehir etrafında üç (veya daha fazla) eyalet var olacaktır: Basra, Bağdat ve Musul ve güneydeki Şii bölgeler Sünni ve Kürt kuzeyden ayrılacaktır. Mevcut İran-Irak çatışmasının kutuplaşmayı derinleştirmesi olasıdır. Arap yarımadasının tamamı iç ve dış baskılar sebebiyle çözülmeye adaydır.”

            1980’den günümüze 37 yıllık sürede projede gelinen nokta; Suriye ve Irak’ın bölünmesiyle gerçekleşti. Peki bitti mi? Herhâlde ilk etap tamamlanıyor diyebiliriz.

2018 yılına hazırlandığımız bugünlere geldiğimizde projedeki diğer etaplarda durum ne? Ortadoğu’daki diğer ülkeler için neler plânlanıyor dersiniz? Bir de ona dikkatleri çekelim:

ABD ve İsrâil için yeni bir güvenlik kalkanı oluşturuluyor. BAE-SUUD-MISIR hattı. Neler olacak bu hatta diye merak edenler için şunlar söylenebilir herhalde…

İngiltere-İsrâil ekseninde pişirilen, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile Suudi Arabistan üzerinden yürütülen, genç Arap yöneticiler üzerinden servis edilen, Arap milliyetçiliğini bayraklaştırmaya ayarlı ve tamamen Arap-İsrâil dostluğunu merkeze alan yeni bir dönem pazarlanıyor. BAE-Suud-Mısır hattı, ABD ve İsrâil için kurulan yeni güvenlik kalkanı.

 

ÜÇ MUHAMMED’ler:

S. Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman,

BAE Veliaht Prensi Muhammed bin Zaid el Nahyan,

Filistin’li Muhammed Dahlan.

Bu üç Muhammed, İsrâil’in amaçlarına hizmet edecek kanlı oyunun gönüllü piyonları. Kendilerini dünyalık hedeflerine ulaştıracak bu oyunda Trump’ın Yahudi olan damadı Kushner ile birlikte hareket ediyorlar. İsimleri bizden, gönülleri Yahudi’den yana bu üç Muhammed’e önümüzdeki günlerde çok dikkat edelim.

Ortalıkta her ülke için değişik senaryolar var:

Suudi Arabistan için: Radikal iktidar değişimi, prensler ve işadamlarının tutuklanması, yüz milyarlarca dolarlık varlıklarına el konulması, yönetim değişikliğine karşı olan din adamlarını terör örgütü listesine alınması, kadınların durumunun iyileştirilmesi ve “Ilımlı İslâm” söylemlerinin öne çıkarılması, İsrâil’e karşı savaşmanın caiz olmadığına dair fetvalar çıkarılması, vb.

Birleşik Arap Emirlikleri için: Projenin bölgedeki patronu Muhammed bin Selman görünse de artık İsrail istihbaratı mensubu olduğu rahatlıkla söylenen BAE Veliaht Prensi Muhammed bin Zaid el Nahyan’dır.

Azılı Türkiye düşmanı bu kişinin öncülüğünde BAE-S. Arabistan-Mısır hattında yeni bir güç ekseni kurulmuştur. Bu eksen tamamen ABD-İsrâil eksenidir. Sünnî Arap dünyasını paramparça edecek, imha edecek, ülkeleri bölecek bir projedir. Bu proje Oded Yinon’a ait “İsrail’in Ortadoğu Projesi”nin 2018 versiyonudur.

Daha şimdiden bazı yazar ve tv yorumcuları, İsrâil’le ne kadar dost olduklarını yazıp konuşmaya başladılar. Üstelik bu tezlerine Kur’ân’dan referanslar sıralamaya başladılar. Filistin’in aslında İsrâil toprağı olduğunu, Araplarla İsrâil arasında aslında bir kavga olmadığını söylemeye, yazmaya başladılar. Suud-İsrâil ittifakı “normalleştirilirken”, Arap-İsrâil cephesi için altyapı oluşturulurken, bu yazar ve yorumcular da işin toplumsal pazarlamasını, psikolojik boyutunu işlemeye başladılar.

Filistin için: Muhammed Dahlan, hakkındaki "Arafat'ı öldürdüğü ve görevi süresince zimmetine geçirdiği paralarla bir servet elde ettiği" iddiaları nedeniyle 2011'de Birleşik Arap Emirlikleri'ne (BAE) yerleşti. Gerek Filistin'de geçirdiği süre içinde "ABD ve İsrâil'in favori aktörü" olarak öne çıkması, gerekse hakkındaki yolsuzluk iddiaları nedeniyle Dahlan ismi Ortadoğu'daki en tartışmalı figürlerden biri olarak görülüyor. Hamas-Fetih çekişmesinde gerilimi arttırarak ABD ve İsrâil'e hizmet etmekle suçlandı. Dahlan, Abu Dabi'de Veliaht Prens Muhammed bin Zayed Al Nahyan'ın danışmanlığı görevine getirildi.

Tamamen Ortadoğu coğrafyasını parçalamaya ayarlı özel çalışmalar yapılıyor. Projenin ABD’li ve İsrâilli patronları onlara şunu diyor: “Siz İsrâillilerle amca çocuklarısınız. Kavga etmenize gerek yok. Tam tersine birlik olun, ittifak içinde olun. Asıl düşmanız İranlılarla, Perslerle savaşın. Arap olmayan Müslüman dünya daha büyük tehdit. Onlara karşı İsrâil’le tek cephe olun.”

Artık Şii-Sünni yok, Arap ve Arap olmayan Müslüman var… Şii-Sünni ayrımı ile iki büyük kampa ayırıp bölgesel savaşa sürükleyemedikleri Müslümanları bu projeyle Arap ve Arap olmayan Müslümanlar diye daha büyük iki kampa, cepheye ayırmaya çalışıyorlar.

Bu proje Kudüs’ün işgalini meşrulaştıracak. Bu meşrulaştırma, söz konusu Arap rejimleri üzerinden sağlanacak. “Mekke ve Medine’nin statüsü” tartışmaları büyüyecek.

ABD-İsrâil-Arap ittifakı, Arap dünyasını koruma amacıyla kurulmadı tabi ki. Türkiye’yi terörle vuran ve kaybeden ABD, Suriye ve Irak’ta da kaybediyor. Bu yüzden de daha güneyde ve Batı’da yeni bir cephe hattı kuruyor. BAE-Suud-Mısır hattı, ABD ve İsrâil için kurulan yeni güvenlik kalkanıdır. Riyad’daki tartışmalar işin pazarlama tarafıdır. Birkaç çılgın Arap yönetici o büyük coğrafyayı ABD ve İsrâil için cepheye dönüştürüyor, gönüllü olarak İsrâil’in Ortadoğu Projesine oyunculuk yapıyorlar. İsrâil’in arz-ı mev’ud’una hizmet ediyorlar.

            Orta Doğu ile ilgili bu Siyonist plân maalesef yıllar içerisinde dantel dantel işlenmiş ve hâlen de işlenmeye devam etmektedir. Medeniyetler beşiği coğrafyayı bataklık olarak anılır hâle getirdiler.  Doymak bilmeyen iştahları her şeyi yok etmekte. Esasında mesele hususen Ortadoğu’nun, genel manada İslâm âleminin, İslâm düşüncesinin toptan değiştirilmesi, kapitalist zihnî dönüşümü her yönüyle tamamlamasıyla ilgili...

 

Bölgeyi Bekleyen Üç Tehlike:

Yazar Ercan Yıldırım’ın şu tespitine katılmamak elde değil: “Bugünü ister Medeniyetler Çatışmasının fiilen başlaması, ister hasatlarının alınması olarak yorumlayın, bölgede üç önemli gelişme olacak: İlkin İslâm düşüncesi dizayn edilecek –İslâm dünyası demiyorum, İslâm düşüncesi-. İkinci olarak klan-kabile devletler kurulacak. Son olarak İsrâil yavaş yavaş toprak genişletmeye başlayacak.”

Şu bir gerçek ki; bu coğrafyada yaşayan ve yaşamış, kan ve gözyaşı dökmüş herkesin ahı bu zâlimlerin üzerlerinde oldukça hiçbir zaman yattıkları yerde rahat olamayacaklar. Tüm sömürülerine rağmen hiçbir zaman refah içinde olamayacaklar. Çünkü rüzgâr eken fırtına biçer. Türettikleri ve kolladıkları terör gün gelecek onlara dönecek. Bu kaçınılmaz. Bu onların istemeseler de yüzleşecekleri onları bekleyen acı gerçek.

Bu oyunu farkeden Türkiyeli Müslümanlar olarak biz ne yapmalıyız? Öncelikle kısır çekişmeler, anlamsız iktidar kavgaları ve ikbâl hevesleriyle parçalanmamalıyız. Biz bir ve bütün oldukça bu coğrafyada ayakta kalabiliriz. Acılar paylaşıldıkça azalır. Mazlumların, mağdurların yarasını sarmalı, acılarını yakından hissetmeliyiz. Siyonist rejim ve Batı’nın oyunlarına karşı uyanık olmalıyız. Artık bu oyuna dur demeliyiz. Güçlü siyaset üretmeliyiz. STK’larımızla iktidarın Müslüman dünyaya yönelik bu oyunları bozmaya yönelik aktif rol almasını istemeli, onları cesaretlendirmeliyiz. Bu oyunları bozucu politikalarına sonuna kadar destek olmalıyız. Türkiye Balkanlardan, Kafkaslardan ve Ortadoğu’dan çevreleniyor. Türkiye hâlâ dünya sistemine karşı potansiyel taşıyan tek ülke. Batı dışı dünyayı geliştirecek tek millet.

Batının yerli işbirlikçilerine, sûreti haktan görünen bizim mahallenin hainlerinin oyunlarına karşı da dikkat etmeliyiz. Oyunu iyi okumalıyız. Müslüman basiret sâhibidir. Olayların evvelini âhirini bu basiretle okur. Resmin tamamına odaklanır. Bir ısırıldığı delikten bir daha aslâ ısırılmaz.

Yaşadığımız 15 Temmuz darbe girişimi bize büyük tecrübe oldu. Direnişimizi, dirilişimizi, birlikteliğimizi canlı tutmalıyız. Kenarda köşede saklanan bu hainlere karşı her daim uyanık olmalıyız. Onlara hiçbir platformda ayağa kalkma fırsatı vermemeliyiz.

Unutmamalıyız ki; biz yıkıldığımızda Mekke Medine yıkılır, Müslüman dünya yıkılır. Haçlıların yıkamadığı son kale biziz…

 

[1] Bu eser orijinal olarak İbranice KIVUNIM (Yönler)’de yayınlanmıştır. (This essay originally appeared in Hebrew in KIVUNIM (Directions), Musevilik ve Siyonizm için bir dergi; Sayı No: 14-Kış, 5742, Şubat 1982, Editör: Yoram Beck. Yazar komitesi: Eli Eyal, Yoram Beck, Amnon Hadari, Yohanan Manor, Elieser Schweid. Tanıtım bölümü / Dünya Siyonist Organizasyonu, Kudüs)

Yazar - Detay - Alt
 

KISACA BİZ

Ribat Eğitim Vakfı Adapazarı Şubesi olarak 1995 yılından beri sevgili hemşehrilerimize hizmet etmek çabasındayız. Kadın, erkek ve çocuklar olarak tüm aile fertlerine eğitim, kültür ve sosyal konularda programlar düzenlemekteyiz. Maddî ve manevî yönden katkılarda bulunmaktayız.

HIZLI İLETİŞİM

Adres: Kemalpaşa Mah. 340.Sok. No:57 Serdivan

Telefon:0 (264) 277 19 46

E-Mail: adabulteni@adabulteni.com

HARİTADA DERNEĞİMİZ

Derneğimizin haritadaki konumu aşağıdaki gibidir.