Yazar - Detay - Üst

İrfan Aras

İrfan Aras

7 Kasım 2017 Salı 08:51:49

209 kez okundu.

Yazarın Biyografisi Yazarın Diğer Yazıları

Kadına Şiddet Konusunda Peygamberimiz (Sav)’in  Tutum ve Davranışları 

Kadına Şiddete İslâm Ne Diyor?

Kadına şiddeti erkeğe men eden, aslında şiddeti kime karşı işlenmiş olursa olsun lânetleyen bir dinin mensupları olarak… Bugün karısını döven -eziyet eden-, hatta öldüren ve hâlâ “Elhamdülillah Müslümanım” diyen nasıl bir toplum olmuş ve ne yazık ki nereden nereye gelmişiz… Sevgili Peygamberimizin bu konudaki tavrına bakıp belki daha net anlama imkânı bulabiliriz…

Hz. Muhammed (sav) kadın haklarına saygı gösterilmesini istemiş, “Veda Hutbesi”nde konu ile ilgili olarak şöyle buyurmuştur: “Ey insanlar! Kadınların haklarına riayet etmenizi ve bu hususta Allah’a karşı gelmekten sakınmanızı tavsiye ederim." (Müslim, Hac, 147)

Hz. Âişe’nin naklettiği hâdisede: Bir kızcağız geldi: "Yâ Resûlallah", dedi "Babam beni istemediğim hâlde amcamın oğluyla evlendirdi." Hz. Muhammed derhal kızın babasını çağırdı: "Kızını, istemediği hâlde bir başkasıyla evlendirmeye zorlayamazsın." dedi. Adam: "Nasıl emrederseniz yâ Resûlallah!" diyerek yaptığından vazgeçti.

Hz. Muhammed (sav) aile hayatında kadının da sorumluluğunun olduğunu ve söz hakkının bulunduğunu bildirmiş ve bu hususu şöyle dile getirmiştir: “Kadın; eşinin, evinin ve çocuklarının yöneticisidir. Hepiniz yöneticisiniz ve hepiniz yönettiklerinizden sorumlusunuz" (Müslim, İmâre, 20).

Ashabına bir tavsiyesinde; “Kadınlarınızı nasıl köle ya da hayvan döver gibi dövüyor, sonra da akşam olunca utanmadan beraberce yatıyorsunuz?” şeklinde bir ifade ile seslenirken; Erkeklerin eşlerine karşı katı, kaba, zorba ve merhametsiz olmamalarını, onlara sözlü ve fiilî şiddet uygulamamalarını, kötü sözlerle tahkir edilmemesini (Ahmed, V, 5) istemiş ve; “Kadınlara yediğinizden yedirin, giydiğinizden giydirin, onlara vurmayın ve onları kötülemeyin" buyurmuştur. (Ebû Dâvûd, Nikâh, 42).

Hz. Muhammed (sav) aslâ kadın dövmemiş, dövenleri kınamış, kadınlar hakkında Allah’tan korkulmasını, onlara haksızlık yapılmamasını ve onlara iyi davranılmasını istemiş, bu bağlamda; “Sizin hayırlınız kadınlarına/ eşlerine en hayırlı olanlarınızdır" (Tirmizî, Rada, 11). Ya da; “Mümin-lerin îman bakımından en mükemmel olanları, ahlâkı en güzel olanları ve eşine en yumuşak davrananlarıdır." (Nesâî, es-Sünenü’lKübra, Uşratü’n-Nisaî, 66). Ya da; “Sizin hayırlınız, eşi ve aile fertlerine hayırlı olanınızdır. Ben sizin, eşi ve aile fertlerine en hayırlı olanınızım." (İbn Hıbbân,Nikâh, IX, 484) buyurmuştur.

Peygamberimiz kadınların görüşlerine önem vermiş, onlarla istişare etmiştir. Meselâ ilk vahiy aldığı zaman, içinde bulunduğu sıkıntılı durumu hanımı Hz. Hatice (ra) ile istişare etmiştir. Peygamberimizin, dînî ve dünyevî en ciddî konularda eşleriyle istişare etmesi, kadınlara ve onların görüşlerine verdiği önemi ifade eder.

Zaten evinde zamanının bir kısmını ibâdete, bir kısmını ailesine, bir kısmını da kendisine olmak üzere üçe ayırırdı. Kadınların ibâdetlerine önem verir, beş vakit namaza, cumaya ve bayram namazlarına katılmalarını (Buhârî, VI, 160) teşvik eder, kadınların camiye gelmelerine engel olunmamasını isterdi.

Sonuç olarak; Peygamberimiz, “Kadınlarla iyi geçinin" (Nisâ, 19) âyet-i kerimesinin gereğini hakkıyla yerine getirmiş, ashabını da bu yönde eğitmiş, Müslümanlara da gerekli tavsiyelerde bulunmuştur. Bu itibarla; insanlık âleminin olmazsa olmazı konumunda olan kadına gereken değeri ve önemi vermiş, kadını şerefli bir kul, sâlih bir insan, kendisi ile cennetin kazanıldığı bir anne (Süyûtî, Câmi’u’s-Sağîr, I, 42, No: 3657), güven ve huzura erildiği bir eş (Rum, 21), adâletle davranılması gereken bir evlât (Müslim, Hibât,13) olarak görmüştür.

Kız çocuklarının diri diri gömüldüğü ve kadının bir meta gibi kolayca alınıp satıldığı, el değiştirdiği bir çağda, kadınların itilmesine, aşağılanmasına, haklarının gasp edilmesine, sözlü ve fiili şiddet uygulanmasına şiddetle karşı çıkmıştır. Öyleki; kadınlara iyi davrananları insanların en hayırlısı olarak zikretmiştir.

Aslında bugün her konuda olduğu gibi kadın hakları konusunda da çağımız insanının, Hz. Peygamber (sav)’in çağları kucaklayan anlayış ve görüşüne, örnek ve üstün ahlâkına ne kadar da çok ihtiyacı var!

Kadına Yönelik Şiddet: Erkek eşine neden şiddet uygular? “Erkeğin kadınını dövmesi, güçlü olduğunu değil, güçsüz olduğunun göstergesidir.” Çünkü güçlü ve kendinden emin beyefendiler, tüm işlerinde olduğu gibi, kadınıyla da konuşarak anlaşırlar. Kur’ân iffetsiz kadınlar için dahi, önce konuşmalarını, daha sonra başka yöntemlere başvurmalarını ve bunlar da yetmeyince, “hafifçe” vurmalarını söyler. Pişman olup dönüş yaparlarsa, geçmişi unutup affetmelerini emreder.

”Nüşuzundan/ geçimsizliğinden korktuğunuz kadınlara (önce) öğüt verin, (sonra onları) yataklarda yalnız bırakın, (bu da yetmezse hafifçe) vurun. Size itaat ederlerse aleyhlerinde bir yol aramayın.” (Nisâ, 34). Oysa günümüzdeki dayak olaylarına baktığımızda, kadını dövmek için türlü bahaneler aradıklarını görmekteyiz. Kendi iç dünyalarındaki yaşadıkları fırtınaları, iş hayatında yaşadığı olumsuzlukları, trafikte yaşadığı stresi, hatta çok acıktığında yemeğin biraz gecikmesi, tuzunun eksik olması dahi, kadını dövmek için yeterli bahanelerdir.

Bu dayaklar da “hafifçe” değil de, neredeyse falakaya çekip kafa göz kırmaktır. Bu durum sâdece ülkemize has bir olay değildir. Dünyanın birçok ülkesinde kadınlar dayak yemektedirler. Gelişmiş ülkelerde çok az olmasına rağmen, gelişmekte olan ülkelerde ve ülkemizde dayak, hat safhadadır. Zengin-fakir, eğitimli-eğitimsiz her kesimde dayak olayına rastlayabilirsiniz.

Hatta istatistiklere göre, kırsal ve eğitimsiz kesimlerden çok, kentli ve eğitimli beylerin kadınlarını daha çok dövdüğü görülmüştür. Çünkü kadınlarda eğitim yükseldikçe, tabii olarak haklarını aramaya başlamaktadırlar. Özellikle ekonomik özgürlükleri olan hanımlarımız eşlerine bazı haklarını hatırlattıklarında, nedense bazı eğitimli beyefendiler bu özel hakları reddederek, eşlerini dövmek-tedirler. Hatta sadece dayak değil, hakaret dolu sözler, aşağılayıcı davranışlar, toplum karşısında küçümsemeler, evde yapılan baskılar gibi yüzlercesi sıralanabilir.

Tarih boyunca “kadını aşağılamak, küçümsemek, yaşadığı tüm olumsuzluklarda, hatta dışarıda amirinin-patronunun yanında sus-pus olup ta, evini ve kocasını bekleyen, suçsuz ve masum eşinden hırsını almak, ezmek, baskı yapmak” bazı hasta ve kendini eksik gören erkeklerin en büyük ortak noktaları olmuştur. Dayak olayını sâdece kadınlarda görmemekteyiz. Hatta dayağı yiyen kadın da, çocuklarını döverek kendileri de dayak atmaktadırlar. Dolayısıyla kadınlar farkında olmadan, dayakçı bir nesil yetiştirmektedirler.

Bu duruma eğiticileri ve diğerlerini de ilâve edebiliriz. Basında çok sık duyduğumuz “dayakçı öğretmenler”, dili olmayan hayvanları döverek işkence yapanlar. Hatta trafikte el frenini çekip de, şehrin orta yerinde meydan dayağı çekenler bile vardır.

Anlayacağınız insanların çoğu, Allah’ın tüm canlıların içinde, insanlara verdiği konuşma mucizesi yerine, nefislerine uyarak kaba kuvvet kullanmayı tercih etmektedirler…

Dayak Cennet’ten çıkmamıştır, İslâm’da hadisler en çok kadınlara yönelik yazılmıştır. Bu yazıları da nedense, hep erkekler yazmıştır.

Tarih boyunca Müslümanlar dayak olayını, İslâm’ın emri sanmışlardır. Oysa Kur’ân bu konuya açık ve net bir şekilde açıklık getirmesine rağmen, nefsî olan insanların yazdığı bazı uydurma hadisler, kadının dayak yemesini ve ezilmesini, sanki Allah’ın emriymiş gibi İslâm’da kadına lanse edilmiştir.

Bunlardan bazıları şöyledir: “Kadının en makbulü koyun cinsidir”, ���Dayak Cennet’ten çıkmıştır”, “Cennet kocalarınızın ayağının altındadır”, “Kadının dini ve aklı yarımdır”, “Namaz kılan birinin önünden eşek, kara köpek ve kadın geçerse namazı bozulur”, “Evlilik, kadın için bir çeşit köleliktir”, “Cehennem halkı bana gösterildi; çoğunluğu kadındı”.

Bu uydurma veya mevzu hadisleri İslâm’ın kuralları sanan zavallı kadınlar da, tarih boyunca kocalarının yaptığı haksız hakaretlere, koyun misâli boyun eğmişlerdir.

Halk arasında kadını küçümseyen sıfatlar ise; "Eti benim kemiği senin”, “Eksik etek”, “Kadının sırtından dayağı eksik etmeyeceksin”, “Erkeğin vurduğu yerde gül biter”, “Kızını dövmeyen dizini döver”, “Kadının saçı uzun aklı kısadır” gibi ifadeler kadına yakıştırılmıştır.

Fakat her nedense kadınlarımız da, bu yakıştırmalara çok azı dışında tepkisiz kalıp, sanki kabul etmiş imajı vermişlerdir.

Dayağın küçüğü büyüğü olmaz.  Eşler arasında sevgi, saygıyla beraber oluşur. Saygıyı bitiren tek olay, “atılan tek bir tokattır.” Ruh sağlığı yerinde olan bir koca, eşine tokat atmaya yeltenecek kadar kendinde bu cesareti bulduysa, artık o evlilikte saygı bitmiştir. En azından kocanın kadınına karşı olan saygısı azalmıştır. Çünkü insan psikolojik olarak kendinden üstün, güçlü ve saygı duyduğu insana karşı el kaldıramaz, hatta bu davranışı düşünmesi bile söz konusu olamaz.

Allah (cc) dünyada her şeyi çiftler hâlinde yaratmış bu çiftler birbirinin tamamlayıcısı olmuşlardır. Erkek ile kadın bir bütünün iki eşit parçalarıdır. Biri olmadan bu bütünün tamamlanması mümkün değildir. Erkeğin çifti olan kadın, gerçek değerini İslâm ile bulmuştur. İslâm âleminde kadın en muallâ mevki olan annelik makamına oturtulmuş, Cennet onun ayakları altına sunulmuştur.

Erkek-kadın ilişkileri bu üstün mevkî dikkate alınarak düzenlenmeli, aciz insanların müracaat ettiği şiddete kesinlikle yer verilmemelidir. Şiddet, ancak fikir plânında tükenmiş kişilerin uyguladığı insanlık dışı bir davranıştır.

Bizim için en güzel örnek olan Hz. Peygamberin hayatında, bu vb. davranışlara rastlamak mümkün değildir. Aksine Hz. Peygamber bir Hadis-i Şeriflerinde beş garibi sayarak zâlim bir kocanın nikâhında bulunan kadının garip olduğunu buyurmuştur.

İnsanların birbirinden uzaklaştığı, bencilliğin arttığı şu asrımızda kadınlarımız daha fazla şiddete maruz kalmaktadır. Kadınlarımız Müslüman toplum için ayıp sayılacak “kadın sığınma evleri”nde kalmaya zorlanmaktadır.

Her kadın bir annedir ve kadınlar bize Allah (cc)’ın emânetidir. Çağlar öncesinden seslenen Hz. Peygamber (sav); “Size iki zayıfı emânet ediyorum; bunlar kadınlar ve yetimlerdir” buyurmuştur.

Yine Hz. Peygamber (sav); “Benden sonra erkeklerin en çok kayba uğrayacakları imtihan, kadınlar konusundaki imtihanıdır” buyurmuşlardır.

Dinimiz savaşta dahi kadınlara dokunmayı yasaklamışken, kadınların hak ve hukukunu anlatan müstakil bir Sûre varken, hakkı temsil etme gibi bir amacı olan İslâm toplumuna kadına yönelik şiddet yakışmamaktadır. Yapılan eylemin İslâm’a mal edilmesi de ayrı bir günahtır.

Âyet ve Hadiste şöyle geçiyor: Âyet: “Düşünüp ibret alasınız diye her şeyden (erkekli dişili) iki eş yarattık”; H. Şerif: “Kadınlarını döven kimseler sizin hayırlılarınız değildir”.

Velhasıl sonuç olarak;

Günümüz Türkiye’sinde ise evde ufak bir tartışma olduğunda adlî makamlar devreye giriyor, erkek evden uzaklaştırılıyor, hâliyle zaman içinde sıkıntı ve soğukluklar baş göstererek artıyor ve sonucunda daha büyük problemler doğuruyor. Oysaki İslâm hukukunda böyle bir uygulama olmamıştır. Eşler arasındaki problem çözümlerinde eşlerden erkeğin ya da kadının evden uzaklaştırılması ya da çocuklarını görmesinin engellenmesi, ya da kadınların sığınma evine yerleştirilmesi diye bir şey olmamış, aksine çözüm ve ara bulmak için aile büyüklerinden ya da işin ehli hakem heyeti, kadı makamından yardım istenerek çözüm üretilmiş, tâbiri caizse diyalog kurulmuş, problemin ana kaynağına inilmiş, barıştırılmak adına merhâle merhâle çaba gösterildikten sonra, yine de aynı çatı altında beraberlik olamayacaksa, ancak ondan sonra ayrılmalarına karar verilmiştir.

Yazar - Detay - Alt
 

KISACA BİZ

Ribat Eğitim Vakfı Adapazarı Şubesi olarak 1995 yılından beri sevgili hemşehrilerimize hizmet etmek çabasındayız. Kadın, erkek ve çocuklar olarak tüm aile fertlerine eğitim, kültür ve sosyal konularda programlar düzenlemekteyiz. Maddî ve manevî yönden katkılarda bulunmaktayız.

HIZLI İLETİŞİM

Adres: Kemalpaşa Mah. 340.Sok. No:57 Serdivan

Telefon:0 (264) 277 19 46

E-Mail: adabulteni@adabulteni.com

HARİTADA DERNEĞİMİZ

Derneğimizin haritadaki konumu aşağıdaki gibidir.