Yazar - Detay - Üst

Yusuf Ertuğrul Erdem

Yusuf Ertuğrul Erdem

6 Kasım 2017 Pazartesi 09:04:30

246 kez okundu.

Yazarın Biyografisi Yazarın Diğer Yazıları

Modernitenin İslâm Ailesi Üzerindeki Etkisi

Bir olguyu, bir süreci, bir kavramı tarihî arka plânını dikkate almadan analiz etmek mümkün olmadığı gibi tek bir yönüne bakarak değerlendirmek de her zaman tam anlamıyla açıklayıcı olmayabilir. Onun hâkim karakterini oluşturan, ona asıl rengini verene ve sonuçlarının büyük ölçüde kendisine bağlı olduğu ana özelliğini tespit etmeye çalışmak, arananı bulmaya yardımcı olur ve anlamayı kolaylaştırır. İşte modernliğe bu noktadan yaklaşmak gerekir. Bu bağlamda onu hayatın farklı alanlarındaki konumunu merkeze alarak meselâ siyasî, ekonomik, kültürel, askerî, teknolojik vb. yönlerini öne çıkararak çözümlemek har zaman mümkündür. Ama bunlar sâdece bir yönden sonucu tartışmak olur.

Modernliğe rengini veren ve hâkim karakterini oluşturan özelliği; kendisini din karşıtlığı üzerine konumlandırması, dinin alanını sâdece ibâdetlerle sınırlandırıp günlük hayattaki yapıp-etmelerde belirleyiciliğini büyük ölçüde sınırlandırması, yâni dini vicdanlara hapsetmesidir. İbâdetlerin bile rûhunu kaybettiğine bakılırsa bu yapı daha iyi anlaşılabilir. Bu tespit, süreci anlamada dönüm noktasıdır. Diğer alanlarda meydana getirdiği değişimler ise bunun tabii sonucudur. Onun bu tarafına odaklanmadan yapılacak her türlü tartışma eksik kalacaktır.

Modernlik, tarihî kökleri itibariyle büyük ölçüde kilisenin merkezinde olduğu din sorununa tepki olarak başlayan sürecin adıdır. Bu ideoloji, başlangıçta sâdece Hıristiyan Batı dünyasını ilgilendirmekle birlikte ileriki dönemlerde gittikçe genişlemiş ve teknolojik imkânların sağladığı avantajla da tüm dünyayı etkisi altına almıştır.

Kaynaklara göre “modern” kelimesi Latince “modernus” kelimesinden türetilmiştir. Kelimenin anlamı “hemen şimdi/ günümüz” demektir. Modus ve modernus kelimelerinden türetilen “modern” kelimesi ise düne ait olmayan anlamını taşımaktadır. Modernite kelimesi ilk defa 5. yüzyılda eskiye karşı yeni dönemi belirlemek için ortaya atılmıştı.

Toplumsal yapıda modernite sürecine bakıldığında; ekonomik ve sosyal şartlarının 16.yy’dan itibaren oluşmaya başladığı, temel felsefesini 18.yy’daki aydınlanma sürecinden alarak yapısını insan ve akla dayandırdığı görülmektedir. Vahye dayalı din ve inanç, toplumsal yaşamdan uzaklaştırılarak siyasî yapıda “Laiklik” benimsenmiştir. 18. ve 19. yüzyılların keşifler, sömürgeler ve buluşların da katkısıyla oluşan “Sanayi Devrimi” toplumsal refah düzeyinin yükselmesi sonucunda kapitalist yapıyla evrimini tamamlamıştır. Sonraki dönemlerde tamamen ideolojiye dönüşerek, kendi siyasî sistemini de kurmuştur.

Modernite kavramının batıdaki aydınlanma döneminin ürünü olduğu konusunda araştırmacılar fikir birliği içerisindedir. Bu deyim, yakın tarihte ilk defa Jan Jak Rousseau tarafından kullanılmıştır.

İki anlamı bulunmaktadır: Birincisi; batı medeniyetinin bir devrini betimlemekte, ikincisi bir stil veya tarzın tasvirini yapmaktadır. Gelişim aşamasında Avrupa toplumlarının sekülerleşmesiyle, akla ve bilime atfedilen öneme dayalı olarak, geleneksel siyasî otoritenin yerinin rasyonel hukukî otorite tarafından devralınması ile sistemleşmiştir.

Modernite ve yeni ismiyle Post-Modernite doğrultusunda oluşmakta olan küreselleşme, Yahudi ve Hıristiyanlıkla doğudaki felsefî inanç sistemlerini kendi potasında erittikten sonra, önündeki en büyük engelin İslâmiyet olduğunu öngörmüştür. Bu nedenle teorisyenler “Medeniyetler Çatışması” tezini ileri sürülerek, önce Müslümanları sindirip daha sonra İslâm’ın vazettiği tüm inanç sistemini yok etmeyi planlamaktadırlar.

Modernite ve kapitalizmin oluşumuna katkıda bulunanlar ve olmazsa olmaz taraftarları onu bir din; ilâhını da para olarak kabullenmektedirler. Bu nedenle “yeni din”de birey ne kadar çok servete sâhip olursa o kadar dindar kabul edilerek itibar görmektedir. Aslında bu düşünce, tarihin derinliklerinde daima var olmuş, İslâm dini de her dönemde bu düşünceyle mücadele etmiştir.

Yüzyılımızın -yaklaşık- son çeyreğine kadar modernite karşısındaki tavır ve davranış, meydan okumaya karşı düşmanı tanıyıp gerekli tedbirleri alma, alternatif sunma ve hesaplaşma yerine hayranlık, çaresizlik, zorunluluk karşısında sıkışma, yanlış değerlendirme, yanlış birleştirme şeklinde olmuştur. Evet, modernite ile mutlaka hesaplaşmak gerekir.

İslâm kendisine zıt olan, kendisi için tehdit oluşturan hiçbir inanç ve düşünce ile izdivaç edemez,

sulh yapamaz; mücadele eder, kendini korur, kendi bünyesinde, kendi yöntemleriyle, özünü bozmadan değişmesi gerektiği kadar değişir ve bu sayede hem kendisi hem de yeni olarak varlığını sürdürür, insanların hep muhtaç olacakları bir "mürşid" olarak kalır; kıyamet kopuncaya kadar.

Dine ve dînî olana karşı duruş sergileyen ve bu uğurda çalışan ancak bunu görünmeden yapabilenler, toplumların alışkanlıklarını, zevklerini, zaaflarını tespit ederek başarılı bir toplum mühendisliği projesiyle önce algıları sonra da tutumları değiştirmektedirler. Bu konuda popüler kültür araçları etkin şekilde kullanılıp nefisleri ayartarak manevî değerlere karşı zihinleri fark ettirmeden yeniden biçimlendirip dünyalığa yönlendirilmekte ve yönetmektedir. Bu proje insanların birbirleriyle, çevresiyle, eşyayla, inançlarıyla ilişkilerini bütünüyle etkilemektedir. En güçlü etki de ailede gözlemlenmektedir.

Sorunlar:

1. Günümüzde modernite ve onu ayakta tutan kapitalizm, önünde en büyük engel olarak, İslâm ve kurumsallaştırdığı aileyi görmektedir. İslâm’ın inanç, ibâdet, aile ve toplum sistemini yeniden şekillendirmeye çalışmaktadırlar. Amaçları toplumunun temeli olan aileyi çökertip, “gelenekçi” gördükleri Müslümanları “allayıp pulladıkları” modernite potasında eriterek post-modernite kalıplarıyla yeniden şekillendirmektir.

2. Modernitenin dini erozyona uğratma hedefinde ilk önce aile ve kadın bulunmaktadır. Modernite aile yaşamını ortadan kaldırmaktadır. Sistemde ferdin alabildiğine özgürlüğü esas olunca aile yaşamı bu özgürlüğü kısıtladığı düşüncesi hâkim olmuştur. Bu nedenle boşanma oranı oldukça yükselmiştir. Onsekiz yaşını bitiren çocuklar ailelerinden ayrılarak ayrı eve çıkmakta canının (nefsinin) istediği gibi bir yaşam sürmektedirler. Sinema, medya ve pek çok kitle iletişim araçları insanların seks dürtülerini olabildiğince körükleyerek bu alanda yeni sektörler oluşmasını sağlamaktadır. Fertler cinsî ihtiyaçlarını hayvanlar gibi kolay ve serbestçe karşılar hâle gelmişlerdir. Yasalarda zina suç olmaktan çıkarılmıştır. Çocuklar arasında flört yaşı oldukça aşağılara inerek, mahremiyeti -hele genç kızların- ortadan kalkmış bulunmaktadır. İstatistiklere göre eşler arasında aldatma oldukça yaygınlaşmış, pek çok çift bu konumu kanıksar hâle gelmiştir.

3. Modernite ve Kapitalizmin nihâî hedefinde doğurganlığını kaybetmiş, zamanının çoğunu evin dışında geçiren erkeğimsi kadın türü ve hiçbir sorumluluk üstlenmeyen, gününü gün etmeye çalışan kadınımsı erkek türü üretmek bulunmaktadır.

4. Ailelerde artık anne ve baba rol model olmaktan çıkmış, tv dizilerindeki hayali karakterler onların yerini almıştır. Hele çalışmak zorunda olan annelerin çocukları kendilerini yalnızlığa itilmiş hissetmekte, boşluğu tv ve internet bağımlılığı ile gidermeye çalışmaktadırlar.

5. Modern dünyada Müslümanlar din-hayat bağlantısını nasıl ya da hangi ölçülere göre veyahut nasıl bir yöntemle kuracağı konusunda gelenek ile modernlik arasında bocalamaktadır.

6. Modern kültür, yapısı itibariyle: Allah-insan dengesini “insanı önceleyerek”, Din-dünya dengesini “dünyayı öne çıkararak”, Madde-maneviyat dengesini “maddeyi merkeze alarak”, Kadın-erkek dengesini “kadın merkezli cinsî kışkırtıcılığı öne çıkararak” bozmuştur. Bu dengesizlik maddî çıkar ve hazzı önemseyen, gönül/kalp dünyasını ihmal eden rasyonalite temelli ilişkiler ağı örmüş, böyle bir düzen kurmuştur. Bu da ister istemez aile ilişkilerinde bazı yapısal sorunlara yol açmıştır. Modern dünya aile sorunlarıyla bu hususu artan oranda yaygınlaşarak fiilen yaşamaktadır.

7. Müslüman değerleri üzerinden üretilmiş bir bilgi yerine Batılı kaynaklardan gelen hazır bilginin, hazır düşünce kalıplarının kullanılması İslâm toplumları için ciddi bir sorundur.

8. Modern değerleri merkeze alarak din ile moderniteyi uzlaştırmak ve onu din üzerinden meşrulaştırmaya çalışmak birçok açıdan sorun doğurmaktadır.

9. Gelenekli aileyi değiştiren, bir başka ifadeyle modern aileye dönüştüren iki öğe öne çıkmaktadır: a) Seküler yaşam biçimi ve b) kadın figürünün yeniden inşası ve bu yolla toplumsal kodların değiştirilmesi. Sekülerizm dünyanın kutsanması ve hazların tanrılaşmasına zemin hazırlamış, kadının yeniden inşasıyla da rollerde karmaşa doğmuştur. Yeni kadının merkezinde olduğu modern hayat, aile kurumunu bambaşka bir şekle sokmuştur.

10. Hz. Peygamberimiz (sav)’in “Bir keler deliğinden girseler siz de gireceksiniz” dediği seküler dünyayı sıkı sıkıya takip eden Müslümanlar onların yaşadığı sorunlarla çok hızlı şekilde tanışmıştır. Bunun doğurduğu problemler gitgide derinleşmektedir. Esas felaket, çok kısa süre sonra

Batı’nın şu anda yaşadığı kronik sorunlarla İslâm dünyasının karşılaşacak oluşudur.

11. Dînî alanın daraltılmasının aile üzerinde olumsuz ve yıkıcı etkileri giderek artmaktadır.

12. Maneviyata karşı “görünen dünyanın öncelenmesi” (sekülerleşme) giderek yaygınlaşmaktadır. Dünyevileşme en fazla aileyi etkilemekte; özellikle eş seçiminden aile içi ihtilaflara varıncaya kadar sorunları çıkmaza sokmaktadır.

13. Modern değerler ve yaşam biçimi Kur’ân, Sünnet malzemesi ve sahabe uygulamaları üzerinden meşrulaştırılmak istenmektedir. Bu yaklaşımın en olumsuz etkisi, kavramların genetiğiyle oynanması ve onların İslâmî kimliğini baskılayan modern rengini meşrulaştırmasıdır.

14. Kendisini din karşıtlığı üzerine konumlandıran modernite dinin sahasını iyice daraltmıştır. Dinde ise aile geniş şekilde düzenlenmiş bir alandır. Modernitedeki daraltılmaya karşın İslâm’daki geniş aile alanının aileye olumsuz etkileri vardır.

15. Modernitenin meydan okuduğu ve zafer kazandığı alan dindir. Modernleşme/Çağdaşlaşma süreci, insan-din ilişkisi bakımından iki olumsuz sonuç doğurmuştur:

a) Dindar insanlarda zihnî bir parçalanma meydana gelmiş, bir açıdan dinin gereğini yerine getirip, diğer açıdan dine aykırı tercihlerde bulunan zihniyet dünyası kurulmuş ve ona bağlı bir yaşam biçimi doğmuştur. (Haccımı yaparım viskimi içerim; namazımı kılarım faizli parayla umreye giderim; oruç tutarım iş hayatımda aldatırım; Kur’ân okunurken, camiye girerken, cenazeye katılırken başörtüsü takarım sonra çıkarırım vb.)

b) Modernlik etkili araçlarıyla nesilden nesile, kuşaktan kuşağa dinin zayıfladığı bir sürecin belirleyicisi olmuştur. (Dînî hassasiyetleri olan ailenin çocuklarının nişan veya düğünlerindeki modern görüntüleri vb.)

16. Müslüman dünyanın zihni modernliğin işgali altındadır ve bu yüzden sağlıklı düşünme melekesi, düşünme tasavvuru hasar görmüştür.

17. Modernitenin ailemize ruh veren değerleri, kendine özgü mistisizmi ile itici hâle getirdiği ya da değiştirdiği bilinmektedir.  Bu değerlerin içeriden bir bakışla yeniden ele alınıp aktif hâle getirilmesine ihtiyaç vardır.

18. Modern kültür ve Müslüman ülkelerdeki temsilcileri; bilinçli çalışmaları, kullandıkları etkin araçlar vasıtasıyla toplum, modern yaşam biçimine programlanmakta, genetiği bozulan ve Müslümanlara sevimli gelen melez kavramlarla toplum günden güne yeni yaşam biçimine farkında olmadan ikna edilmektedir.

19. Modern kültür, zaafları ayartarak, zaten güçlü bir câzibeye sâhip olan kadın cinselliğini yeniden inşa edip kışkırtmış, bu yolla insanı en zayıf noktasından yakalamıştır. Özellikle gençler üzerinde başarılı operasyonlarla bütün fıtrat dengeleri altüst edilmiştir.

Çözüm Önerileri:

1. Mahrem alanlar dâhil her şeyin alım-satım alanına dâhil edildiği ve üret-tükete endekslendiği, nefsin ilâhlaştırılıp Allah’ın devre dışı bırakıldığı, hazcılığın, konfor arayışının ana hedef hâline geldiği, ikili ilişkilerde benmerkezciliğin (bencillik) hâkim karakteri oluşturduğu kısaca yaratılış gerçekliği ve buna dayalı ilişkilerin bozulduğu modern çağda yaşadığımızın farkında olmak zorundayız.

2. Müslüman dünyanın zihni modernliğin işgali altındadır ve bu yüzden sağlıklı düşünme tasavvuru hasar görmüştür. Bu noktada Kur’ân-ı Kerîm’in Muhammed (sav) ümmetine yüklediği iki vazifeye sâhip çıkmak gerekecektir: Birincisi; iyiliği hâkim kılan ve kötülüğü engelleyen yapısıyla insanlar için en hayırlı ümmet olmak. İkincisi; orta yolu benimseyerek insanlığın modeli olmak.

3. Müslüman dünyaya düşen vazife, “Allah-insan, insan-insan, insan-âlem, din-dünya, dünya-âhiret, madde-mâna, kadın-erkek…” arasında dengeyi koruyan, ifrat ve tefritten uzak, orta yolu tutan “vasat ümmet” olarak diğer ümmetlere model olma görevinin bilinciyle hareket etmek, bunu yaparken de yüksek ahlâkî değerlerin beşer formundaki ifadesi olan Hz. Peygamber’i (sav) model almaktır.

4. Herkesin hayat tarzına ve şahsî tercihlerine saygı duymanın esas olduğu gerçeğini göz ardı etmeden kültürel değerlerimize ve kavramlarımıza eklemlenen yabancı unsurlara dikkat çekmek, otantik/aslına uygun, saf özelliklerini ortaya koymak ve bu konuda farkındalık oluşturmak zorunluluğu vardır. Entelektüel kesim ve ülkeye yön veren aktörler, samimî olarak Müslüman dünyanın değerlerine ve bu yönde oluşan sahih geleneklere saygı duymak durumundadırlar.

5. Müslüman dünyada modernitenin kat ettiği büyük mesafe onunla hesaplaşmayı, yüzleşmeyi kaçınılmaz kılmıştır. Modernitenin karakteristikleri analiz edilmeli, Müslüman zihni üzerindeki etkileri tespit edilmelidir.

6. Özellikle modern dünya ile İslâm âleminin ortaklaşa kullandığı kavramlardaki karmaşa dikkat çekmektedir. Aradaki ortaklık sebebiyle kavramlarımıza eklemlenen parazitler ayıklanmalıdır. Bu bağlamda; - kadın-erkek eşitliği ve ilişkileri, - haklar ve özgürlükler, - tüketim, - roller, - mahremiyet, - cinsellik, - hazcılık, - mahalle baskısı gibi aile kurumunu özünden ilgilendiren kavramlar ele alınmaya muhtaçtır.

7. Modernitenin, ailemize ruh veren değerleri, kendine özgü mistisizmi ile itici hâle getirdiği ya da değiştirdiği bilinmektedir. Bu değerlerin içeriden bir bakışla yeniden ele alınıp aktif hâle getirilmesine ihtiyaç vardır.

8. Kur’ân-ı Kerim’in, aileyi kuran ve yaşatan üç temel değer olarak bahsettiği “Rahmet”, “Meveddet”, “Sekinet”in egemen olduğu aile yapıları teşvik edilmelidir. Kur’ân ve Sünnetin ailenin mutluluk ve kalıcılık esası üzerine kurulmasını öngören ilke ve tedbirleri ele alınarak toplumda yaygınlaştırılmalıdır.

9. Aile içinde kaçınılmaz olarak ortaya çıkan uyuşmazlıkları yönetebilme becerisi ve çözüm önerileri Kur’ân-Sünnet perspektifinden incelenmelidir. Batı’da üretilen çözümlerde Müslüman toplumlarla doku uyuşmazlığı bulunmakta ve sorunlara çözüm içeriden bir bakışla, öze dönüşle mümkündür.

10. Aile haklar üzerinden değil, vazife ve sorumluluk bilinci üzerinden inşa edilmelidir.

11. Kur’ân-ı Kerim’de “aile içi uyuşmazlıkların dışarıya taşmadan aile içinde çözülmesi” ilkesine yaptığı vurgunun bir örneği olarak zikredilen hakemlik kurumunun canlandırılması, ailenin kurtarılmasında etkili bir yoldur. Her iki aileden birer hakemin ya da hakem heyetinin (Nisa, 35), günümüzdeki anlamıyla iki taraftan sözü dinlenir, saygınlığı olan büyüklerden birer âkil adamın sorunu sahiplenmesi ve çözüm üretmesi yönünde bir düzenleme yapılmalıdır.

12. Çözücü postmodern kültüre karşı kendi değerlerimizi koruyacak ve kendi medeniyet ilkelerimiz doğrultusunda İslâmî duyarlıkları gelişkin yeni bir kuşak yetiştirmeliyiz.

13. Modernite bir sosyal kültür ve yaşama tarzıdır. Elbette toplumların yaşama ve kültürel dünyaları sanat, bilim ve teknolojik tercihlerini de etkiler. Müslümanlar çağın bilim ve teknolojisini özümseyerek üretimlerini ona göre geliştirmeli, fakat modernite karşısında sosyo-kültürel kimliklerini kaybetmemelidirler. Bu kimliğin ilk oluşum yeri İslâmi kalıplara göre şekillenmiş ailedir.

14. Toplum mühendisleri Müslüman toplulukların kodlarıyla ne kadar oynamaya çalışırlarsa çalışsınlar: Yüce Allah’ın Müslümanların elindeki “Kur’ân’ı ve Dinini muhafaza edeceği” vaadi, Müminler için en büyük teminattır. Ayrıca Hz. Peygamberin 1400 yıldır yaşatılan Sünneti, uzun bir süreçte oluşan İslâmî gelenek ve medeniyeti hiçbir medeniyet yok edemediği gibi modernite kültürü de yok edemeyecektir. İslâm nasıl Pers, Mısır Roma ve Bizans kültürünü kendi potasında erittiyse, yeni oluşan Grek-Roma kökenli neo-liberal kültürün günümüzde şekillenen son versiyonunu da sinesinde eritecek güçtedir. Moğol istilası sonrasında, irfan ehli tebliğciler tarafından İslâm nasıl o ilkel kavmin beynine yerleştirildiyse, günümüz tebliğcileri de yeni düşünce kalıpları içerisinde İslâm’ı seküler kafalara nakşedecek güçtedir.

15. Müslüman kadın kamu alanından dışlanamaz; ancak kamu alanında erkek ve kadın mü’min ve mü’mine olduğunun bilinciyle davranması gerekir. Kapitalizmin kendi kalıplarında şekillendirmeye başladığı ve modern yaşama kendini alabildiğine kaptırmış Müslüman kadın ve erkekler İslâm’ın vakarı içerisinde eşine örtü olacak ve çocuklarına örnek rol-model olacak bilinçte yaşamını şekillendirmek zorundadır.

16. Müslümanlar olarak ayakta kalmamız, anne-baba ve çocuklardan oluşan tabloyu muhafaza etmemize bağlıdır. Aksi takdirde gelecek nesiller için olumlu hiç bir miras bırakamayacağız. Toplum olarak oldukça büyük bir fetret devresinden geçiyoruz. Karşı karşıya bulunduğumuz modernitenin aileye yönelik yıkım komplosunu engellemek için, toplum olarak mümine fakihlere, ilim kadınlarına ihtiyaç bulunmaktadır; İslâm toplumunun geleceği onların ellerinde şekillenecektir.

 

Yararlanılan Kaynaklar: -Saffet Köse, “Genetiğiyle Oynanmış Kavramlar ve Aile Medeniyetinin Sonu”  -Halit Özdüzen, “Müslüman Ailenin Modernite ile İmtihanı”

Yazar - Detay - Alt
 

KISACA BİZ

Ribat Eğitim Vakfı Adapazarı Şubesi olarak 1995 yılından beri sevgili hemşehrilerimize hizmet etmek çabasındayız. Kadın, erkek ve çocuklar olarak tüm aile fertlerine eğitim, kültür ve sosyal konularda programlar düzenlemekteyiz. Maddî ve manevî yönden katkılarda bulunmaktayız.

HIZLI İLETİŞİM

Adres: Kemalpaşa Mah. 340.Sok. No:57 Serdivan

Telefon:0 (264) 277 19 46

E-Mail: adabulteni@adabulteni.com

HARİTADA DERNEĞİMİZ

Derneğimizin haritadaki konumu aşağıdaki gibidir.